Abitur NRW Türkisch 2022 · GK · Haupttermin · fortgeführt
Abiturprüfung Türkisch in Nordrhein-Westfalen 2022, GK · Haupttermin · fortgeführt: 12 Aufgaben mit Lösungen. Mit automatischer Korrektur.
Themen der Prüfung: Textverständnis: Inhalte wiedergeben (Özetleyiniz) · Analyse literarischer Texte (Figuren, Erzählweise, Sprache) · Analyse nicht-literarischer Texte (Argumentation und Darstellung) · Stellungnahme und Kommentar (Değerlendiriniz) · Adressatenbezogenes Schreiben: Leserbrief, Blog, Brief, Artikel · Kreatives Schreiben: Perspektivwechsel (Tagebuch, Brief, Monolog, Dialog) · Sprachmittlung Deutsch → Türkisch
Aufgabe HT 1 - Teilaufgabe 1 · Textverständnis: Inhalte wiedergeben (Özetleyiniz)
Klausurteil A
Gülse Birsel
Ne bu şiddet bu celal? 1
ŞU şahane ülkede ne kadar kızgın, ne kadar şiddete meyilli insanlar haline geldik farkında mısınız?
İki ünlünün yaşadığı olaydan 2 yola çıkıp yazmıyorum bu yazıyı. (O konudaki fikrimi zaten tahmin edebilirsiniz, şimdilik sadece reklamları konusunda tereddütsüz karar veren markayı 5 hararetle tebrik etmekle yetineyim.) Ama farkındaysanız sokakta, evde, sosyal medyada, ekranda artık şiddet hep başrol!
Kendi sektörümden başlayayım mı? Çok ileri gitmeyin, 10 – 15 yıl önce ‘Kurtlar Vadisi’nde ne çok insan ölüyor sohbeti dönerdi. Şimdi dizilerin yüzde doksanında hikâyelerin çoğu tehdit, yaralama, dövme, vurma, öldürme üzerine. Dizilerdeki haftalık ölü sayısının 10 toplamını hesaplamak imkânsız gibi. Kadına şiddet ise zaten en sık kullanılan temalardan. İlginçtir, bir komedi dizisinde “salak” gibi masum bir kelime birkaç defa kullanıldığında biri ‘bip’leniyor. “Kıç” kelimesi yasak örneğin. Votka, şampanya demek; bir düğün sahnesinde bile içki bardağı göstermek yasak. Ama dizi hikâyelerinde kadın dövmeye, adam bıçaklamaya, silah sıkmaya, insan öldürmeye getirilen bir yasak, 15 sınır, kural yok!
Senaristler de ruh hastası değil tabii. Toplumda ne varsa, ne konuşuluyor ve yaşanıyorsa onu yazıyorlar ister istemez.
Sosyal medya bile ilk günlerine göre ne kadar agresif farkında mısınız? En sakin, en ılımlı fikrin altında kavga edenlerin üslubu, birbirlerine ettikleri hakaret, küfür ve tehditler tüyler 20 ürpertici değil mi?
Kadına şiddet memlekette temel problemlerimizden biri haline geldi. Ne oldu da bu kadar yaygınlaştı?
Çocukların gördüğü eziyet zaten üzerinde soğukkanlılıkla yazılamayacak kadar acı.
Hayvanlardan bahsedeyim mi?
25 Hadi bunlar hep manyak, hep deli, hep sapık. Hadi bunların hepsi konuşuluyor, yasalar çıkarılmaya uğraşılıyor vesaire.
Kutlamalarımızdan söz edelim mi mesela biraz?
Eskiden kırk yılda bir, bir düğünde silah sıkıldığında “Maganda kurşunu korkuttu” haberi yapılırdı. Son yıllarda bu olaylar o kadar sıklaştı ki İçişleri Bakanlığı valileri uyaran bir 30 genelge yayınladı! Valilikler düğün, nişan gibi etkinliklere izin vermeden önce havaya ateş açılmaması konusunda organizasyon sahiplerinden taahhütname 3 alacak! “Mutluluğa kurşun sıkma, geleceği karartma” yazılı afişler davetlilerin göreceği şekilde asılacak!
Asker uğurlamalarında açık alanda filan değil, şehirde, caddelerde makinalı sıkılıyor havaya. Balkona, pencereye çıkarken dikkat edin!
35 Bir park dolusu insanın sevinç gösterisi olarak tabanca, pompalı, otomatik, muhtelif 4 silahlarla havaya ateş açtığı bir seçim gecesi yaşamış mıydık tarihte hiç?
Bireysel silahlanma coştu gidiyor. İyiye alamet 5 değil!
Öfkeliyiz, tahammülsüzüz 6, şiddete hiç olmadığı kadar meyilliyiz! Bu iş büyürse, bu gergin psikoloji ve kutuplaşmaya, bu “dokunsan patlayacak” ruh halimize bir de bireysel 40 silahlanma eklenirse, yepyeni ve feci bir problemimiz olacak.
Umarım yanılıyorumdur.
Ama bir ülkedeki televizyon yayınlarında “öpüşme sahnesi” olması büyük haberken kadın dövme, bıçaklama, adam öldürme hikâyeleri sıradan, her günkü temalar haline geldiyse…
45 Bir dönüp kendimize bakmamız gerekmez mi?
[...]
1 celal: Öfke.
2 Futbolcu Arda Turan ve şarkıcı Berkay Şahin arasında yaşanan kavga.
3 taahhütname: Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt.
4 muhtelif: Çeşit çeşit, çeşitli.
5 alamet: Belirti, işaret, iz, nişan.
6 tahammül: Dış etkenlere karşı koyabilme veya dayanma gücü.
1. Yazarın metinde ortaya koyduğu ana düşünceleri belirtiniz.
[10 Punkte]
Aufgabe HT 1 - Teilaufgabe 2 · Analyse nicht-literarischer Texte (Argumentation und Darstellung)
Klausurteil A
Gülse Birsel
Ne bu şiddet bu celal? 1
ŞU şahane ülkede ne kadar kızgın, ne kadar şiddete meyilli insanlar haline geldik farkında mısınız?
İki ünlünün yaşadığı olaydan 2 yola çıkıp yazmıyorum bu yazıyı. (O konudaki fikrimi zaten tahmin edebilirsiniz, şimdilik sadece reklamları konusunda tereddütsüz karar veren markayı 5 hararetle tebrik etmekle yetineyim.) Ama farkındaysanız sokakta, evde, sosyal medyada, ekranda artık şiddet hep başrol!
Kendi sektörümden başlayayım mı? Çok ileri gitmeyin, 10 – 15 yıl önce ‘Kurtlar Vadisi’nde ne çok insan ölüyor sohbeti dönerdi. Şimdi dizilerin yüzde doksanında hikâyelerin çoğu tehdit, yaralama, dövme, vurma, öldürme üzerine. Dizilerdeki haftalık ölü sayısının 10 toplamını hesaplamak imkânsız gibi. Kadına şiddet ise zaten en sık kullanılan temalardan. İlginçtir, bir komedi dizisinde “salak” gibi masum bir kelime birkaç defa kullanıldığında biri ‘bip’leniyor. “Kıç” kelimesi yasak örneğin. Votka, şampanya demek; bir düğün sahnesinde bile içki bardağı göstermek yasak. Ama dizi hikâyelerinde kadın dövmeye, adam bıçaklamaya, silah sıkmaya, insan öldürmeye getirilen bir yasak, 15 sınır, kural yok!
Senaristler de ruh hastası değil tabii. Toplumda ne varsa, ne konuşuluyor ve yaşanıyorsa onu yazıyorlar ister istemez.
Sosyal medya bile ilk günlerine göre ne kadar agresif farkında mısınız? En sakin, en ılımlı fikrin altında kavga edenlerin üslubu, birbirlerine ettikleri hakaret, küfür ve tehditler tüyler 20 ürpertici değil mi?
Kadına şiddet memlekette temel problemlerimizden biri haline geldi. Ne oldu da bu kadar yaygınlaştı?
Çocukların gördüğü eziyet zaten üzerinde soğukkanlılıkla yazılamayacak kadar acı.
Hayvanlardan bahsedeyim mi?
25 Hadi bunlar hep manyak, hep deli, hep sapık. Hadi bunların hepsi konuşuluyor, yasalar çıkarılmaya uğraşılıyor vesaire.
Kutlamalarımızdan söz edelim mi mesela biraz?
Eskiden kırk yılda bir, bir düğünde silah sıkıldığında “Maganda kurşunu korkuttu” haberi yapılırdı. Son yıllarda bu olaylar o kadar sıklaştı ki İçişleri Bakanlığı valileri uyaran bir 30 genelge yayınladı! Valilikler düğün, nişan gibi etkinliklere izin vermeden önce havaya ateş açılmaması konusunda organizasyon sahiplerinden taahhütname 3 alacak! “Mutluluğa kurşun sıkma, geleceği karartma” yazılı afişler davetlilerin göreceği şekilde asılacak!
Asker uğurlamalarında açık alanda filan değil, şehirde, caddelerde makinalı sıkılıyor havaya. Balkona, pencereye çıkarken dikkat edin!
35 Bir park dolusu insanın sevinç gösterisi olarak tabanca, pompalı, otomatik, muhtelif 4 silahlarla havaya ateş açtığı bir seçim gecesi yaşamış mıydık tarihte hiç?
Bireysel silahlanma coştu gidiyor. İyiye alamet 5 değil!
Öfkeliyiz, tahammülsüzüz 6, şiddete hiç olmadığı kadar meyilliyiz! Bu iş büyürse, bu gergin psikoloji ve kutuplaşmaya, bu “dokunsan patlayacak” ruh halimize bir de bireysel 40 silahlanma eklenirse, yepyeni ve feci bir problemimiz olacak.
Umarım yanılıyorumdur.
Ama bir ülkedeki televizyon yayınlarında “öpüşme sahnesi” olması büyük haberken kadın dövme, bıçaklama, adam öldürme hikâyeleri sıradan, her günkü temalar haline geldiyse…
45 Bir dönüp kendimize bakmamız gerekmez mi?
[...]
1 celal: Öfke.
2 Futbolcu Arda Turan ve şarkıcı Berkay Şahin arasında yaşanan kavga.
3 taahhütname: Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt.
4 muhtelif: Çeşit çeşit, çeşitli.
5 alamet: Belirti, işaret, iz, nişan.
6 tahammül: Dış etkenlere karşı koyabilme veya dayanma gücü.
2. Yazarın Türk toplumundaki şiddete dair düşüncesini belirleyiniz ve bu düşünceyi okuruna metnin yapısından ve dilinden yararlanarak nasıl aktardığını inceleyiniz.
[20 Punkte]
Aufgabe HT 1 - Teilaufgabe 3a · Stellungnahme und Kommentar (Değerlendiriniz)
Klausurteil A
Gülse Birsel
Ne bu şiddet bu celal? 1
ŞU şahane ülkede ne kadar kızgın, ne kadar şiddete meyilli insanlar haline geldik farkında mısınız?
İki ünlünün yaşadığı olaydan 2 yola çıkıp yazmıyorum bu yazıyı. (O konudaki fikrimi zaten tahmin edebilirsiniz, şimdilik sadece reklamları konusunda tereddütsüz karar veren markayı 5 hararetle tebrik etmekle yetineyim.) Ama farkındaysanız sokakta, evde, sosyal medyada, ekranda artık şiddet hep başrol!
Kendi sektörümden başlayayım mı? Çok ileri gitmeyin, 10 – 15 yıl önce ‘Kurtlar Vadisi’nde ne çok insan ölüyor sohbeti dönerdi. Şimdi dizilerin yüzde doksanında hikâyelerin çoğu tehdit, yaralama, dövme, vurma, öldürme üzerine. Dizilerdeki haftalık ölü sayısının 10 toplamını hesaplamak imkânsız gibi. Kadına şiddet ise zaten en sık kullanılan temalardan. İlginçtir, bir komedi dizisinde “salak” gibi masum bir kelime birkaç defa kullanıldığında biri ‘bip’leniyor. “Kıç” kelimesi yasak örneğin. Votka, şampanya demek; bir düğün sahnesinde bile içki bardağı göstermek yasak. Ama dizi hikâyelerinde kadın dövmeye, adam bıçaklamaya, silah sıkmaya, insan öldürmeye getirilen bir yasak, 15 sınır, kural yok!
Senaristler de ruh hastası değil tabii. Toplumda ne varsa, ne konuşuluyor ve yaşanıyorsa onu yazıyorlar ister istemez.
Sosyal medya bile ilk günlerine göre ne kadar agresif farkında mısınız? En sakin, en ılımlı fikrin altında kavga edenlerin üslubu, birbirlerine ettikleri hakaret, küfür ve tehditler tüyler 20 ürpertici değil mi?
Kadına şiddet memlekette temel problemlerimizden biri haline geldi. Ne oldu da bu kadar yaygınlaştı?
Çocukların gördüğü eziyet zaten üzerinde soğukkanlılıkla yazılamayacak kadar acı.
Hayvanlardan bahsedeyim mi?
25 Hadi bunlar hep manyak, hep deli, hep sapık. Hadi bunların hepsi konuşuluyor, yasalar çıkarılmaya uğraşılıyor vesaire.
Kutlamalarımızdan söz edelim mi mesela biraz?
Eskiden kırk yılda bir, bir düğünde silah sıkıldığında “Maganda kurşunu korkuttu” haberi yapılırdı. Son yıllarda bu olaylar o kadar sıklaştı ki İçişleri Bakanlığı valileri uyaran bir 30 genelge yayınladı! Valilikler düğün, nişan gibi etkinliklere izin vermeden önce havaya ateş açılmaması konusunda organizasyon sahiplerinden taahhütname 3 alacak! “Mutluluğa kurşun sıkma, geleceği karartma” yazılı afişler davetlilerin göreceği şekilde asılacak!
Asker uğurlamalarında açık alanda filan değil, şehirde, caddelerde makinalı sıkılıyor havaya. Balkona, pencereye çıkarken dikkat edin!
35 Bir park dolusu insanın sevinç gösterisi olarak tabanca, pompalı, otomatik, muhtelif 4 silahlarla havaya ateş açtığı bir seçim gecesi yaşamış mıydık tarihte hiç?
Bireysel silahlanma coştu gidiyor. İyiye alamet 5 değil!
Öfkeliyiz, tahammülsüzüz 6, şiddete hiç olmadığı kadar meyilliyiz! Bu iş büyürse, bu gergin psikoloji ve kutuplaşmaya, bu “dokunsan patlayacak” ruh halimize bir de bireysel 40 silahlanma eklenirse, yepyeni ve feci bir problemimiz olacak.
Umarım yanılıyorumdur.
Ama bir ülkedeki televizyon yayınlarında “öpüşme sahnesi” olması büyük haberken kadın dövme, bıçaklama, adam öldürme hikâyeleri sıradan, her günkü temalar haline geldiyse…
45 Bir dönüp kendimize bakmamız gerekmez mi?
[...]
1 celal: Öfke.
2 Futbolcu Arda Turan ve şarkıcı Berkay Şahin arasında yaşanan kavga.
3 taahhütname: Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt.
4 muhtelif: Çeşit çeşit, çeşitli.
5 alamet: Belirti, işaret, iz, nişan.
6 tahammül: Dış etkenlere karşı koyabilme veya dayanma gücü.
3. Aşağıda verilen sorulardan birini seçip cevaplayınız.
a)
"Ama dizi hikâyelerinde kadın dövmeye, adam bıçaklamaya, silah sıkmaya, insan öldürmeye getirilen bir yasak, sınır, kural yok!" (Z. 13 – 15) alıntısını değerlendiriniz; dizilerdeki yasaklara ilişkin görüşünüzü metinden ve derste öğrendiklerinizden yararlanarak açıklayınız.
[12 Punkte]
Aufgabe HT 1 - Teilaufgabe 3b · Adressatenbezogenes Schreiben: Leserbrief, Blog, Brief, Artikel
Klausurteil A
Gülse Birsel
Ne bu şiddet bu celal? 1
ŞU şahane ülkede ne kadar kızgın, ne kadar şiddete meyilli insanlar haline geldik farkında mısınız?
İki ünlünün yaşadığı olaydan 2 yola çıkıp yazmıyorum bu yazıyı. (O konudaki fikrimi zaten tahmin edebilirsiniz, şimdilik sadece reklamları konusunda tereddütsüz karar veren markayı 5 hararetle tebrik etmekle yetineyim.) Ama farkındaysanız sokakta, evde, sosyal medyada, ekranda artık şiddet hep başrol!
Kendi sektörümden başlayayım mı? Çok ileri gitmeyin, 10 – 15 yıl önce ‘Kurtlar Vadisi’nde ne çok insan ölüyor sohbeti dönerdi. Şimdi dizilerin yüzde doksanında hikâyelerin çoğu tehdit, yaralama, dövme, vurma, öldürme üzerine. Dizilerdeki haftalık ölü sayısının 10 toplamını hesaplamak imkânsız gibi. Kadına şiddet ise zaten en sık kullanılan temalardan. İlginçtir, bir komedi dizisinde “salak” gibi masum bir kelime birkaç defa kullanıldığında biri ‘bip’leniyor. “Kıç” kelimesi yasak örneğin. Votka, şampanya demek; bir düğün sahnesinde bile içki bardağı göstermek yasak. Ama dizi hikâyelerinde kadın dövmeye, adam bıçaklamaya, silah sıkmaya, insan öldürmeye getirilen bir yasak, 15 sınır, kural yok!
Senaristler de ruh hastası değil tabii. Toplumda ne varsa, ne konuşuluyor ve yaşanıyorsa onu yazıyorlar ister istemez.
Sosyal medya bile ilk günlerine göre ne kadar agresif farkında mısınız? En sakin, en ılımlı fikrin altında kavga edenlerin üslubu, birbirlerine ettikleri hakaret, küfür ve tehditler tüyler 20 ürpertici değil mi?
Kadına şiddet memlekette temel problemlerimizden biri haline geldi. Ne oldu da bu kadar yaygınlaştı?
Çocukların gördüğü eziyet zaten üzerinde soğukkanlılıkla yazılamayacak kadar acı.
Hayvanlardan bahsedeyim mi?
25 Hadi bunlar hep manyak, hep deli, hep sapık. Hadi bunların hepsi konuşuluyor, yasalar çıkarılmaya uğraşılıyor vesaire.
Kutlamalarımızdan söz edelim mi mesela biraz?
Eskiden kırk yılda bir, bir düğünde silah sıkıldığında “Maganda kurşunu korkuttu” haberi yapılırdı. Son yıllarda bu olaylar o kadar sıklaştı ki İçişleri Bakanlığı valileri uyaran bir 30 genelge yayınladı! Valilikler düğün, nişan gibi etkinliklere izin vermeden önce havaya ateş açılmaması konusunda organizasyon sahiplerinden taahhütname 3 alacak! “Mutluluğa kurşun sıkma, geleceği karartma” yazılı afişler davetlilerin göreceği şekilde asılacak!
Asker uğurlamalarında açık alanda filan değil, şehirde, caddelerde makinalı sıkılıyor havaya. Balkona, pencereye çıkarken dikkat edin!
35 Bir park dolusu insanın sevinç gösterisi olarak tabanca, pompalı, otomatik, muhtelif 4 silahlarla havaya ateş açtığı bir seçim gecesi yaşamış mıydık tarihte hiç?
Bireysel silahlanma coştu gidiyor. İyiye alamet 5 değil!
Öfkeliyiz, tahammülsüzüz 6, şiddete hiç olmadığı kadar meyilliyiz! Bu iş büyürse, bu gergin psikoloji ve kutuplaşmaya, bu “dokunsan patlayacak” ruh halimize bir de bireysel 40 silahlanma eklenirse, yepyeni ve feci bir problemimiz olacak.
Umarım yanılıyorumdur.
Ama bir ülkedeki televizyon yayınlarında “öpüşme sahnesi” olması büyük haberken kadın dövme, bıçaklama, adam öldürme hikâyeleri sıradan, her günkü temalar haline geldiyse…
45 Bir dönüp kendimize bakmamız gerekmez mi?
[...]
1 celal: Öfke.
2 Futbolcu Arda Turan ve şarkıcı Berkay Şahin arasında yaşanan kavga.
3 taahhütname: Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt.
4 muhtelif: Çeşit çeşit, çeşitli.
5 alamet: Belirti, işaret, iz, nişan.
6 tahammül: Dış etkenlere karşı koyabilme veya dayanma gücü.
3. Aşağıda verilen sorulardan birini seçip yanıtlayınız.
b)
Gülse Birsel’in metni sizi çok etkiledi ve diziblog.com sayfası için toplum ile diziler arasındaki karşılıklı etkileşimi konu alan bir blog yazısı kaleme almak istiyorsunuz. Bu blog yazısını, sahip olduğunuz art alan bilgisinden ve kendi izlenimlerinizden yararlanarak yazınız.
[12 Punkte]
Aufgabe HT 1 - Teilaufgabe 4 · Sprachmittlung Deutsch → Türkisch
Klausurteil A
Gülse Birsel
Ne bu şiddet bu celal? 1
ŞU şahane ülkede ne kadar kızgın, ne kadar şiddete meyilli insanlar haline geldik farkında mısınız?
İki ünlünün yaşadığı olaydan 2 yola çıkıp yazmıyorum bu yazıyı. (O konudaki fikrimi zaten tahmin edebilirsiniz, şimdilik sadece reklamları konusunda tereddütsüz karar veren markayı 5 hararetle tebrik etmekle yetineyim.) Ama farkındaysanız sokakta, evde, sosyal medyada, ekranda artık şiddet hep başrol!
Kendi sektörümden başlayayım mı? Çok ileri gitmeyin, 10 – 15 yıl önce ‘Kurtlar Vadisi’nde ne çok insan ölüyor sohbeti dönerdi. Şimdi dizilerin yüzde doksanında hikâyelerin çoğu tehdit, yaralama, dövme, vurma, öldürme üzerine. Dizilerdeki haftalık ölü sayısının 10 toplamını hesaplamak imkânsız gibi. Kadına şiddet ise zaten en sık kullanılan temalardan. İlginçtir, bir komedi dizisinde “salak” gibi masum bir kelime birkaç defa kullanıldığında biri ‘bip’leniyor. “Kıç” kelimesi yasak örneğin. Votka, şampanya demek; bir düğün sahnesinde bile içki bardağı göstermek yasak. Ama dizi hikâyelerinde kadın dövmeye, adam bıçaklamaya, silah sıkmaya, insan öldürmeye getirilen bir yasak, 15 sınır, kural yok!
Senaristler de ruh hastası değil tabii. Toplumda ne varsa, ne konuşuluyor ve yaşanıyorsa onu yazıyorlar ister istemez.
Sosyal medya bile ilk günlerine göre ne kadar agresif farkında mısınız? En sakin, en ılımlı fikrin altında kavga edenlerin üslubu, birbirlerine ettikleri hakaret, küfür ve tehditler tüyler 20 ürpertici değil mi?
Kadına şiddet memlekette temel problemlerimizden biri haline geldi. Ne oldu da bu kadar yaygınlaştı?
Çocukların gördüğü eziyet zaten üzerinde soğukkanlılıkla yazılamayacak kadar acı.
Hayvanlardan bahsedeyim mi?
25 Hadi bunlar hep manyak, hep deli, hep sapık. Hadi bunların hepsi konuşuluyor, yasalar çıkarılmaya uğraşılıyor vesaire.
Kutlamalarımızdan söz edelim mi mesela biraz?
Eskiden kırk yılda bir, bir düğünde silah sıkıldığında “Maganda kurşunu korkuttu” haberi yapılırdı. Son yıllarda bu olaylar o kadar sıklaştı ki İçişleri Bakanlığı valileri uyaran bir 30 genelge yayınladı! Valilikler düğün, nişan gibi etkinliklere izin vermeden önce havaya ateş açılmaması konusunda organizasyon sahiplerinden taahhütname 3 alacak! “Mutluluğa kurşun sıkma, geleceği karartma” yazılı afişler davetlilerin göreceği şekilde asılacak!
Asker uğurlamalarında açık alanda filan değil, şehirde, caddelerde makinalı sıkılıyor havaya. Balkona, pencereye çıkarken dikkat edin!
35 Bir park dolusu insanın sevinç gösterisi olarak tabanca, pompalı, otomatik, muhtelif 4 silahlarla havaya ateş açtığı bir seçim gecesi yaşamış mıydık tarihte hiç?
Bireysel silahlanma coştu gidiyor. İyiye alamet 5 değil!
Öfkeliyiz, tahammülsüzüz 6, şiddete hiç olmadığı kadar meyilliyiz! Bu iş büyürse, bu gergin psikoloji ve kutuplaşmaya, bu “dokunsan patlayacak” ruh halimize bir de bireysel 40 silahlanma eklenirse, yepyeni ve feci bir problemimiz olacak.
Umarım yanılıyorumdur.
Ama bir ülkedeki televizyon yayınlarında “öpüşme sahnesi” olması büyük haberken kadın dövme, bıçaklama, adam öldürme hikâyeleri sıradan, her günkü temalar haline geldiyse…
45 Bir dönüp kendimize bakmamız gerekmez mi?
[...]
1 celal: Öfke.
2 Futbolcu Arda Turan ve şarkıcı Berkay Şahin arasında yaşanan kavga.
3 taahhütname: Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt.
4 muhtelif: Çeşit çeşit, çeşitli.
5 alamet: Belirti, işaret, iz, nişan.
6 tahammül: Dış etkenlere karşı koyabilme veya dayanma gücü.
Türkiye'de oturan bir arkadaşınız, gençlerin meslek tercihleri üzerine bir çalışma yürütmektedir. Bu çerçevede Almanya'daki gençlerin meslek tercihlerini hangi etkenlerin belirlediğini öğrenmek ister. Metne dayanarak dizilerin Almanya'daki gençlerin meslek tercihine nasıl bir etkide bulunduğunu bir e-posta yazarak aktarınız.
Aufgabe HT 2 - Teilaufgabe 1 · Textverständnis: Inhalte wiedergeben (Özetleyiniz)
Klausurteil A
Habib Bektaş
Almanya Yolculuğu
Adam, sofraya oturmadı o akşam. Son zamanlarda bir hoş olmuştu zaten. Zayıflamış,
avurtları çökmüştü. Kadın, konuşmuş olmak için, “Sıcak dayanılacak gibi değil!” dedi.
Adam boş gözlerle baktı kadına.
Kadın, mutfak masasındaki yemeği dolaba kaldırdı. Tam balkona çıkacakken, adama
5 döndü yine: “Burası çok sıcak, gel balkona çıkalım, ha?” Adam uykudaydı sanki. Uykulu
bir sesle yanıtladı kadını: “Şey, ben bir duş alayım. Yatacağım sonra.” Kadının gözlerine
baktı uzun uzun. Sesi titriyordu. Sesi kararsızdı, söylesemle söylemesem arası: “Biliyor
musun…” Konuşmaya başladığı gibi sustu yine. Bir şey demedi kadın. ‘Bu sıcakta…’ diye
düşündü. Biliyordu, yatmadan önce kocası duş aldı mı…
10 Balkonda çok oturmadı kadın. Tedirgindi. Kocasının bir derdi olduğunu seziyordu.
Soyunup uzandı adamın yanına. Bekleyecekti şimdi. Yıllardır böyleydi bu.
“Şey, kadınlara daha çabuk çıkıyormuş…”
Kadın hiçbir şey anlamadı. Dönüp baktı sesi titreyen kocasına:
“Çabuk çıkan ne ki?”
15 Öksürdü adam. Bir yerleri acıyordu sanki. Biraz önceki sesi gitmiş, yerine henüz
ergenleşmemiş bir çocuk sesi gelmişti:
“Dükkânda dolaplar bomboş. Senetleri ödeyemiyorum artık. Bitti, bittim… Yakında eve
de gelir haciz memurları. Almanya son çare… Benim güvenim sonsuz sana. Hem her giden
kadın orospu mu oluyor sanki!..”
20 Anlayıverdi kadın, anlayıverdi her şeyi. Atıldı adamın üzerine. Utanmıyordu artık
sevişmekten. İlk kez utanmıyordu. Adamsa bir yabancı kadınla sevişir gibiydi. Karısını ilk
kez tanıdı. O yatakta ilk kez sevişildi.
Çocuğunu uyutur gibi uyuttu adamı kadın. Ve ortalık ağarıncaya dek düşündü. Giderdi
elbette, korkusu yoktu. Gidince birkaç aya kalmaz aldırırdı kocasını da. Dönüp yine baktı
25 yanında uyuyan adama. Acır gibi oldu. Konuşurken, “Almanya…” derken sesi nasıl da
titriyordu! Ağlar gibi. Bir başka adam olmuştu sanki. İster istemez iki yıl öncesine gitti
kadın. O kış gecesine. Bir hafta dışarıya çıkamamıştı, elinin yüzünün morluğundan.
Kulakları çınlamıştı günlerce. Hep o ses, hep o haykırış: “Orospu olmaya mı gideceksin
Almanya’ya?..” Oysa işlerin böyle olacağı o zamandan belliydi. Tefecilerden para almaya
30 başlamıştı kocası. Hem ne vardı bunda? “Kadınlara daha çabuk çıkıyormuş, yazılayım ben
de Almanya’ya! Seni de aldırırım. Birkaç yıl çalışır, döneriz. Hani, kendimizin bir evi…”
Sonunu dinlememişti bile. Avaz avaz bağırmıştı adam: “Orospu olmaya mı…”
***
Adam, hareket etmek üzere olan trene dayanmıştı. Gözleri, trenin demir tekerlerindeydi.
35 Kompartımanın penceresindeki karısına bakamıyordu. Bakmak için delice bir istek vardı
içinde. Ama korkuyordu göz göze gelmekten. Trene dayanmamıştı da, sanki, tutmuştu treni
sıkı sıkıya. Gitmesin istiyordu, yürümesin tren.
Kadın, aynı kompartımanda ağlayıp duran yüzü çilli kadına baktı, şaşarak. Kendisi ne
üzülüyordu, ne seviniyordu. Tren yekinince kocasının gözlerini aradı. Gözlerini bulamadı
40 kocasının. Uzun uzun baktı adama, bir yabancıya bakar gibi. Sonra adamın başının
hizasında çırpınıp duran bir güvercinden bakışlarını alamadı. Salladığı mendil, biraz
adamaysa, biraz da güvercineydi sanki.
Gittikçe hızlanıyordu tren. Kadın, kocasını görmeye çalışıyordu. Küçücük kalmıştı el
sallayan adam. Küçüldü, küçüldü, gözden kayboldu. Gözlerinden akan yaşları, rüzgâra
45 yordu kadın.
1. Habib Bektaş'ın kaleme aldığı “Almanya Yolculuğu” adlı kısa öykünün içeriğini özetleyiniz. [12 Punkte]
Aufgabe HT 2 - Teilaufgabe 2 · Analyse literarischer Texte (Figuren, Erzählweise, Sprache)
Klausurteil A
Habib Bektaş
Almanya Yolculuğu
Adam, sofraya oturmadı o akşam. Son zamanlarda bir hoş olmuştu zaten. Zayıflamış,
avurtları çökmüştü. Kadın, konuşmuş olmak için, “Sıcak dayanılacak gibi değil!” dedi.
Adam boş gözlerle baktı kadına.
Kadın, mutfak masasındaki yemeği dolaba kaldırdı. Tam balkona çıkacakken, adama
5 döndü yine: “Burası çok sıcak, gel balkona çıkalım, ha?” Adam uykudaydı sanki. Uykulu
bir sesle yanıtladı kadını: “Şey, ben bir duş alayım. Yatacağım sonra.” Kadının gözlerine
baktı uzun uzun. Sesi titriyordu. Sesi kararsızdı, söylesemle söylemesem arası: “Biliyor
musun…” Konuşmaya başladığı gibi sustu yine. Bir şey demedi kadın. ‘Bu sıcakta…’ diye
düşündü. Biliyordu, yatmadan önce kocası duş aldı mı…
10 Balkonda çok oturmadı kadın. Tedirgindi. Kocasının bir derdi olduğunu seziyordu.
Soyunup uzandı adamın yanına. Bekleyecekti şimdi. Yıllardır böyleydi bu.
“Şey, kadınlara daha çabuk çıkıyormuş…”
Kadın hiçbir şey anlamadı. Dönüp baktı sesi titreyen kocasına:
“Çabuk çıkan ne ki?”
15 Öksürdü adam. Bir yerleri acıyordu sanki. Biraz önceki sesi gitmiş, yerine henüz
ergenleşmemiş bir çocuk sesi gelmişti:
“Dükkânda dolaplar bomboş. Senetleri ödeyemiyorum artık. Bitti, bittim… Yakında eve
de gelir haciz memurları. Almanya son çare… Benim güvenim sonsuz sana. Hem her giden
kadın orospu mu oluyor sanki!..”
20 Anlayıverdi kadın, anlayıverdi her şeyi. Atıldı adamın üzerine. Utanmıyordu artık
sevişmekten. İlk kez utanmıyordu. Adamsa bir yabancı kadınla sevişir gibiydi. Karısını ilk
kez tanıdı. O yatakta ilk kez sevişildi.
Çocuğunu uyutur gibi uyuttu adamı kadın. Ve ortalık ağarıncaya dek düşündü. Giderdi
elbette, korkusu yoktu. Gidince birkaç aya kalmaz aldırırdı kocasını da. Dönüp yine baktı
25 yanında uyuyan adama. Acır gibi oldu. Konuşurken, “Almanya…” derken sesi nasıl da
titriyordu! Ağlar gibi. Bir başka adam olmuştu sanki. İster istemez iki yıl öncesine gitti
kadın. O kış gecesine. Bir hafta dışarıya çıkamamıştı, elinin yüzünün morluğundan.
Kulakları çınlamıştı günlerce. Hep o ses, hep o haykırış: “Orospu olmaya mı gideceksin
Almanya’ya?..” Oysa işlerin böyle olacağı o zamandan belliydi. Tefecilerden para almaya
30 başlamıştı kocası. Hem ne vardı bunda? “Kadınlara daha çabuk çıkıyormuş, yazılayım ben
de Almanya’ya! Seni de aldırırım. Birkaç yıl çalışır, döneriz. Hani, kendimizin bir evi…”
Sonunu dinlememişti bile. Avaz avaz bağırmıştı adam: “Orospu olmaya mı…”
***
Adam, hareket etmek üzere olan trene dayanmıştı. Gözleri, trenin demir tekerlerindeydi.
35 Kompartımanın penceresindeki karısına bakamıyordu. Bakmak için delice bir istek vardı
içinde. Ama korkuyordu göz göze gelmekten. Trene dayanmamıştı da, sanki, tutmuştu treni
sıkı sıkıya. Gitmesin istiyordu, yürümesin tren.
Kadın, aynı kompartımanda ağlayıp duran yüzü çilli kadına baktı, şaşarak. Kendisi ne
üzülüyordu, ne seviniyordu. Tren yekinince kocasının gözlerini aradı. Gözlerini bulamadı
40 kocasının. Uzun uzun baktı adama, bir yabancıya bakar gibi. Sonra adamın başının
hizasında çırpınıp duran bir güvercinden bakışlarını alamadı. Salladığı mendil, biraz
adamaysa, biraz da güvercineydi sanki.
Gittikçe hızlanıyordu tren. Kadın, kocasını görmeye çalışıyordu. Küçücük kalmıştı el
sallayan adam. Küçüldü, küçüldü, gözden kayboldu. Gözlerinden akan yaşları, rüzgâra
45 yordu kadın.
2. Figürlerin karakter özelliklerini ve metin türünün özelliklerini göz önünde bulundurarak kadın ile adam arasındaki ilişkiyi inceleyiniz. [18 Punkte]
Aufgabe HT 2 - Teilaufgabe 3a · Stellungnahme und Kommentar (Değerlendiriniz)
Klausurteil A
Habib Bektaş
Almanya Yolculuğu
Adam, sofraya oturmadı o akşam. Son zamanlarda bir hoş olmuştu zaten. Zayıflamış,
avurtları çökmüştü. Kadın, konuşmuş olmak için, “Sıcak dayanılacak gibi değil!” dedi.
Adam boş gözlerle baktı kadına.
Kadın, mutfak masasındaki yemeği dolaba kaldırdı. Tam balkona çıkacakken, adama
5 döndü yine: “Burası çok sıcak, gel balkona çıkalım, ha?” Adam uykudaydı sanki. Uykulu
bir sesle yanıtladı kadını: “Şey, ben bir duş alayım. Yatacağım sonra.” Kadının gözlerine
baktı uzun uzun. Sesi titriyordu. Sesi kararsızdı, söylesemle söylemesem arası: “Biliyor
musun…” Konuşmaya başladığı gibi sustu yine. Bir şey demedi kadın. ‘Bu sıcakta…’ diye
düşündü. Biliyordu, yatmadan önce kocası duş aldı mı…
10 Balkonda çok oturmadı kadın. Tedirgindi. Kocasının bir derdi olduğunu seziyordu.
Soyunup uzandı adamın yanına. Bekleyecekti şimdi. Yıllardır böyleydi bu.
“Şey, kadınlara daha çabuk çıkıyormuş…”
Kadın hiçbir şey anlamadı. Dönüp baktı sesi titreyen kocasına:
“Çabuk çıkan ne ki?”
15 Öksürdü adam. Bir yerleri acıyordu sanki. Biraz önceki sesi gitmiş, yerine henüz
ergenleşmemiş bir çocuk sesi gelmişti:
“Dükkânda dolaplar bomboş. Senetleri ödeyemiyorum artık. Bitti, bittim… Yakında eve
de gelir haciz memurları. Almanya son çare… Benim güvenim sonsuz sana. Hem her giden
kadın orospu mu oluyor sanki!..”
20 Anlayıverdi kadın, anlayıverdi her şeyi. Atıldı adamın üzerine. Utanmıyordu artık
sevişmekten. İlk kez utanmıyordu. Adamsa bir yabancı kadınla sevişir gibiydi. Karısını ilk
kez tanıdı. O yatakta ilk kez sevişildi.
Çocuğunu uyutur gibi uyuttu adamı kadın. Ve ortalık ağarıncaya dek düşündü. Giderdi
elbette, korkusu yoktu. Gidince birkaç aya kalmaz aldırırdı kocasını da. Dönüp yine baktı
25 yanında uyuyan adama. Acır gibi oldu. Konuşurken, “Almanya…” derken sesi nasıl da
titriyordu! Ağlar gibi. Bir başka adam olmuştu sanki. İster istemez iki yıl öncesine gitti
kadın. O kış gecesine. Bir hafta dışarıya çıkamamıştı, elinin yüzünün morluğundan.
Kulakları çınlamıştı günlerce. Hep o ses, hep o haykırış: “Orospu olmaya mı gideceksin
Almanya’ya?..” Oysa işlerin böyle olacağı o zamandan belliydi. Tefecilerden para almaya
30 başlamıştı kocası. Hem ne vardı bunda? “Kadınlara daha çabuk çıkıyormuş, yazılayım ben
de Almanya’ya! Seni de aldırırım. Birkaç yıl çalışır, döneriz. Hani, kendimizin bir evi…”
Sonunu dinlememişti bile. Avaz avaz bağırmıştı adam: “Orospu olmaya mı…”
***
Adam, hareket etmek üzere olan trene dayanmıştı. Gözleri, trenin demir tekerlerindeydi.
35 Kompartımanın penceresindeki karısına bakamıyordu. Bakmak için delice bir istek vardı
içinde. Ama korkuyordu göz göze gelmekten. Trene dayanmamıştı da, sanki, tutmuştu treni
sıkı sıkıya. Gitmesin istiyordu, yürümesin tren.
Kadın, aynı kompartımanda ağlayıp duran yüzü çilli kadına baktı, şaşarak. Kendisi ne
üzülüyordu, ne seviniyordu. Tren yekinince kocasının gözlerini aradı. Gözlerini bulamadı
40 kocasının. Uzun uzun baktı adama, bir yabancıya bakar gibi. Sonra adamın başının
hizasında çırpınıp duran bir güvercinden bakışlarını alamadı. Salladığı mendil, biraz
adamaysa, biraz da güvercineydi sanki.
Gittikçe hızlanıyordu tren. Kadın, kocasını görmeye çalışıyordu. Küçücük kalmıştı el
sallayan adam. Küçüldü, küçüldü, gözden kayboldu. Gözlerinden akan yaşları, rüzgâra
45 yordu kadın.
3. a) “Acır gibi oldu. Konuşurken, “Almanya...” derken sesi nasıl da titriyordu! Ağlar gibi. Bir başka adam olmuştu sanki.” (Z. 25–26)
Bu satırları esas alarak geleneksel kadın ve erkek rollerinde yaşanan değişimi, kendi yaşam deneyiminizi ve derste edindiğiniz bilgileri göz önünde bulundurarak değerlendiriniz. [12 Punkte]
Aufgabe HT 2 - Teilaufgabe 3b · Kreatives Schreiben: Perspektivwechsel (Tagebuch, Brief, Monolog, Dialog)
Klausurteil A
Habib Bektaş
Almanya Yolculuğu
Adam, sofraya oturmadı o akşam. Son zamanlarda bir hoş olmuştu zaten. Zayıflamış,
avurtları çökmüştü. Kadın, konuşmuş olmak için, “Sıcak dayanılacak gibi değil!” dedi.
Adam boş gözlerle baktı kadına.
Kadın, mutfak masasındaki yemeği dolaba kaldırdı. Tam balkona çıkacakken, adama
5 döndü yine: “Burası çok sıcak, gel balkona çıkalım, ha?” Adam uykudaydı sanki. Uykulu
bir sesle yanıtladı kadını: “Şey, ben bir duş alayım. Yatacağım sonra.” Kadının gözlerine
baktı uzun uzun. Sesi titriyordu. Sesi kararsızdı, söylesemle söylemesem arası: “Biliyor
musun…” Konuşmaya başladığı gibi sustu yine. Bir şey demedi kadın. ‘Bu sıcakta…’ diye
düşündü. Biliyordu, yatmadan önce kocası duş aldı mı…
10 Balkonda çok oturmadı kadın. Tedirgindi. Kocasının bir derdi olduğunu seziyordu.
Soyunup uzandı adamın yanına. Bekleyecekti şimdi. Yıllardır böyleydi bu.
“Şey, kadınlara daha çabuk çıkıyormuş…”
Kadın hiçbir şey anlamadı. Dönüp baktı sesi titreyen kocasına:
“Çabuk çıkan ne ki?”
15 Öksürdü adam. Bir yerleri acıyordu sanki. Biraz önceki sesi gitmiş, yerine henüz
ergenleşmemiş bir çocuk sesi gelmişti:
“Dükkânda dolaplar bomboş. Senetleri ödeyemiyorum artık. Bitti, bittim… Yakında eve
de gelir haciz memurları. Almanya son çare… Benim güvenim sonsuz sana. Hem her giden
kadın orospu mu oluyor sanki!..”
20 Anlayıverdi kadın, anlayıverdi her şeyi. Atıldı adamın üzerine. Utanmıyordu artık
sevişmekten. İlk kez utanmıyordu. Adamsa bir yabancı kadınla sevişir gibiydi. Karısını ilk
kez tanıdı. O yatakta ilk kez sevişildi.
Çocuğunu uyutur gibi uyuttu adamı kadın. Ve ortalık ağarıncaya dek düşündü. Giderdi
elbette, korkusu yoktu. Gidince birkaç aya kalmaz aldırırdı kocasını da. Dönüp yine baktı
25 yanında uyuyan adama. Acır gibi oldu. Konuşurken, “Almanya…” derken sesi nasıl da
titriyordu! Ağlar gibi. Bir başka adam olmuştu sanki. İster istemez iki yıl öncesine gitti
kadın. O kış gecesine. Bir hafta dışarıya çıkamamıştı, elinin yüzünün morluğundan.
Kulakları çınlamıştı günlerce. Hep o ses, hep o haykırış: “Orospu olmaya mı gideceksin
Almanya’ya?..” Oysa işlerin böyle olacağı o zamandan belliydi. Tefecilerden para almaya
30 başlamıştı kocası. Hem ne vardı bunda? “Kadınlara daha çabuk çıkıyormuş, yazılayım ben
de Almanya’ya! Seni de aldırırım. Birkaç yıl çalışır, döneriz. Hani, kendimizin bir evi…”
Sonunu dinlememişti bile. Avaz avaz bağırmıştı adam: “Orospu olmaya mı…”
***
Adam, hareket etmek üzere olan trene dayanmıştı. Gözleri, trenin demir tekerlerindeydi.
35 Kompartımanın penceresindeki karısına bakamıyordu. Bakmak için delice bir istek vardı
içinde. Ama korkuyordu göz göze gelmekten. Trene dayanmamıştı da, sanki, tutmuştu treni
sıkı sıkıya. Gitmesin istiyordu, yürümesin tren.
Kadın, aynı kompartımanda ağlayıp duran yüzü çilli kadına baktı, şaşarak. Kendisi ne
üzülüyordu, ne seviniyordu. Tren yekinince kocasının gözlerini aradı. Gözlerini bulamadı
40 kocasının. Uzun uzun baktı adama, bir yabancıya bakar gibi. Sonra adamın başının
hizasında çırpınıp duran bir güvercinden bakışlarını alamadı. Salladığı mendil, biraz
adamaysa, biraz da güvercineydi sanki.
Gittikçe hızlanıyordu tren. Kadın, kocasını görmeye çalışıyordu. Küçücük kalmıştı el
sallayan adam. Küçüldü, küçüldü, gözden kayboldu. Gözlerinden akan yaşları, rüzgâra
45 yordu kadın.
3. b) Kısa öyküdeki kadının torunu olduğunuzu varsayarak anneannenize bir mektup yazınız. Anneannenizin Almanya’ya göçü hakkında size anlattıklarını dikkate alarak bu mektupta o kuşağın göç deneyimlerini ve kendi kuşağınızın içinde bulunduğu durumu değerlendiriniz. [12 Punkte]
Aufgabe HT 2 - Teilaufgabe 4 · Sprachmittlung Deutsch → Türkisch
Klausurteil A
Habib Bektaş
Almanya Yolculuğu
Adam, sofraya oturmadı o akşam. Son zamanlarda bir hoş olmuştu zaten. Zayıflamış,
avurtları çökmüştü. Kadın, konuşmuş olmak için, “Sıcak dayanılacak gibi değil!” dedi.
Adam boş gözlerle baktı kadına.
Kadın, mutfak masasındaki yemeği dolaba kaldırdı. Tam balkona çıkacakken, adama
5 döndü yine: “Burası çok sıcak, gel balkona çıkalım, ha?” Adam uykudaydı sanki. Uykulu
bir sesle yanıtladı kadını: “Şey, ben bir duş alayım. Yatacağım sonra.” Kadının gözlerine
baktı uzun uzun. Sesi titriyordu. Sesi kararsızdı, söylesemle söylemesem arası: “Biliyor
musun…” Konuşmaya başladığı gibi sustu yine. Bir şey demedi kadın. ‘Bu sıcakta…’ diye
düşündü. Biliyordu, yatmadan önce kocası duş aldı mı…
10 Balkonda çok oturmadı kadın. Tedirgindi. Kocasının bir derdi olduğunu seziyordu.
Soyunup uzandı adamın yanına. Bekleyecekti şimdi. Yıllardır böyleydi bu.
“Şey, kadınlara daha çabuk çıkıyormuş…”
Kadın hiçbir şey anlamadı. Dönüp baktı sesi titreyen kocasına:
“Çabuk çıkan ne ki?”
15 Öksürdü adam. Bir yerleri acıyordu sanki. Biraz önceki sesi gitmiş, yerine henüz
ergenleşmemiş bir çocuk sesi gelmişti:
“Dükkânda dolaplar bomboş. Senetleri ödeyemiyorum artık. Bitti, bittim… Yakında eve
de gelir haciz memurları. Almanya son çare… Benim güvenim sonsuz sana. Hem her giden
kadın orospu mu oluyor sanki!..”
20 Anlayıverdi kadın, anlayıverdi her şeyi. Atıldı adamın üzerine. Utanmıyordu artık
sevişmekten. İlk kez utanmıyordu. Adamsa bir yabancı kadınla sevişir gibiydi. Karısını ilk
kez tanıdı. O yatakta ilk kez sevişildi.
Çocuğunu uyutur gibi uyuttu adamı kadın. Ve ortalık ağarıncaya dek düşündü. Giderdi
elbette, korkusu yoktu. Gidince birkaç aya kalmaz aldırırdı kocasını da. Dönüp yine baktı
25 yanında uyuyan adama. Acır gibi oldu. Konuşurken, “Almanya…” derken sesi nasıl da
titriyordu! Ağlar gibi. Bir başka adam olmuştu sanki. İster istemez iki yıl öncesine gitti
kadın. O kış gecesine. Bir hafta dışarıya çıkamamıştı, elinin yüzünün morluğundan.
Kulakları çınlamıştı günlerce. Hep o ses, hep o haykırış: “Orospu olmaya mı gideceksin
Almanya’ya?..” Oysa işlerin böyle olacağı o zamandan belliydi. Tefecilerden para almaya
30 başlamıştı kocası. Hem ne vardı bunda? “Kadınlara daha çabuk çıkıyormuş, yazılayım ben
de Almanya’ya! Seni de aldırırım. Birkaç yıl çalışır, döneriz. Hani, kendimizin bir evi…”
Sonunu dinlememişti bile. Avaz avaz bağırmıştı adam: “Orospu olmaya mı…”
***
Adam, hareket etmek üzere olan trene dayanmıştı. Gözleri, trenin demir tekerlerindeydi.
35 Kompartımanın penceresindeki karısına bakamıyordu. Bakmak için delice bir istek vardı
içinde. Ama korkuyordu göz göze gelmekten. Trene dayanmamıştı da, sanki, tutmuştu treni
sıkı sıkıya. Gitmesin istiyordu, yürümesin tren.
Kadın, aynı kompartımanda ağlayıp duran yüzü çilli kadına baktı, şaşarak. Kendisi ne
üzülüyordu, ne seviniyordu. Tren yekinince kocasının gözlerini aradı. Gözlerini bulamadı
40 kocasının. Uzun uzun baktı adama, bir yabancıya bakar gibi. Sonra adamın başının
hizasında çırpınıp duran bir güvercinden bakışlarını alamadı. Salladığı mendil, biraz
adamaysa, biraz da güvercineydi sanki.
Gittikçe hızlanıyordu tren. Kadın, kocasını görmeye çalışıyordu. Küçücük kalmıştı el
sallayan adam. Küçüldü, küçüldü, gözden kayboldu. Gözlerinden akan yaşları, rüzgâra
45 yordu kadın.
Klausurteil B: Sprachmittlung isoliert
Der Papa als Hausmann – wie und warum ein Rollenbild sich ändert
Immer mehr Männer bleiben zuhause, während Mama arbeiten geht. Doch haben Männer als Kinderhüter gleich gute Voraussetzungen, wie Frauen und können sie erfolgreiche und gute Hausmänner sein?
Für viele junge Männer, die gerade Vater geworden sind, können insbesondere die ersten Wochen als Papa anstrengend und mitunter eine echte Herausforderung an die eigene Psyche sein. Wer nie mit Babys zu tun hatte, fühlt sich schnell überfordert. Bei den meisten macht es dann allerdings schon nach einigen Wochen Klick und plötzlich ist der oder die Kleine alles, was zählt. Vätern liegt die Zeit mit den Kindern heutzutage immer mehr am Herzen, weshalb sie sich häufiger dazu entscheiden, weniger Zeit für den Beruf aufzubringen und mehr bei den Kindern zu sein.
Frauen dagegen streben heute viel eher als früher danach, eine Karriere hin- und das Klischee der Hausfrau abzulegen. Aber stimmt es tatsächlich, dass die Rollenbilder immer fluider werden?
Hausmann sein: Zukunftstrend oder Sonderfall?
Es sagt sich so einfach: Die Möglichkeiten, als Mann Zuhause zu bleiben, werden immer leichter. Vor allem, weil Hausmänner und Karrierefrauen heute nicht mehr als „komisch“ oder „unangemessen“ gelten. Die Akzeptanz steigt tatsächlich; aber nimmt die Zahl der Hausmänner auch wirklich so deutlich zu, wie der subjektive Eindruck es vermuten lässt?
Tatsächlich nicht: Mit einer Rollenverteilung, bei der die Frau arbeiten geht und der Mann größtenteils als Hausmann fungiert, nehmen junge Paare in Deutschland noch immer einen Sonderstatus ein. Die im Jahr 2017 veröffentlichte OECD-Studie „Dare to Share“ zeigt, dass in Deutschland weiterhin ein traditionelles Familienbild vorherrscht. Die Papas sind noch immer die Hauptverdiener in der Familie und ganze 93,7 Prozent von ihnen arbeiten sogar in Vollzeit.
Solltest du Dich als Papa fragen, ob es denn irgendeinen Haken als Hausmann gibt – außer natürlich der Tatsache, dass du dich in deine neuen Verpflichtungen und täglichen Aufgaben erst eine Zeit lang einfinden musst –, kannst du beruhigt sein. Die Statistik ist nur deshalb noch immer so drastisch traditionell, weil Männer bei gleicher Arbeit oftmals immer noch mehr verdienen. Deshalb wollen sich viele Paare eine berufliche Gleichberechtigung einfach nicht leisten. Wenn dann auch noch staatliche Anreize, wie etwa die beitragsfreie Mitversicherung von Familienangehörigen in der Krankenkasse oder steuerliche Vorteile durch das Ehegattensplitting dazukommen, ist die Entscheidung schnell in herkömmlicher Manier getroffen.
Und dennoch darf der „Papa als Hausmann“ durchaus als Zukunftstrend bezeichnet werden. Die Gehaltsunterschiede werden immer geringer, die Gleichberechtigung in allen Belangen hat sich – nicht zuletzt durch aktuell wieder aufflammende Debatten – vermutlich bald etabliert. Spätestens in wenigen Jahrzehnten dürften die Statistiken also deutlich anders aussehen.
[...]
Die erste und vielleicht sogar wichtigste Voraussetzung für den Erfolg als Hausmann gilt im Grunde für alle Entscheidungen, die in einer Beziehung gefällt werden: Diese sollten gemeinsam getroffen werden! Wenn Papa Hausmann sein möchte, Mama sich aber auf ihre Rolle als Hausfrau schon von Klein auf gefreut hat und nun stattdessen arbeiten gehen soll, könnte es kritisch werden. Du als Papa solltest also in jedem Fall früh genug das Gespräch suchen – am besten schon dann, wenn überhaupt erst der Kinderwunsch auf den Tisch kommt.
Denn selbst wenn die Rolle des Vaters als Hausmann gesellschaftlich inzwischen als emanzipiert und vorbildlich gelten sollte, lässt sie sich gerade wegen Mama auch heute nicht immer einfach leben. Die Angst davor, nach Feierabend nach Hause zu kommen und Papa und Kind zwar vielleicht zufrieden, die Wohnung aber verwüstet, den Kühlschrank leer und die Wäsche schmutzig vorzufinden, ist nicht selten groß. Viele Frauen trauen ihren Männern den Haushalt mit Kind einfach nicht zu.
Dieses Vertrauen muss jedoch gegeben sein. Ihr solltet daher genau miteinander besprechen, was wie und warum gemacht wird. Auch die Möglichkeit, den Rollentausch gegebenenfalls abzubrechen und das konservative Modell wieder umzusetzen, sollte immer offengehalten werden. [...]
4. Türkiye’de son sınıf lise öğrencisi olan bir arkadaşınız, ‘ Küreselleşme ve modernleşme sürecinin geleneksel aile yapısı üzerindeki etkisi ’ konulu bir sunum üzerinde çalışmaktadır. Arkadaşınız bu konuyu Türkiye açısından inceledikten sonra, Almanya’da kadın ve erkek rollerinin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini merak etmektedir. Arkadaşınıza bilgi vermek amacıyla elinizdeki metni temel noktalarıyla bir e-postada özetleyiniz. (18 Punkte)
Aufgabe HT 3 - Teilaufgabe 1 · Textverständnis: Inhalte wiedergeben (Özetleyiniz)
Klausurteil A
Murat Muratoğlu
Dünyanın çöplüğü Türkiye mi?
Çevre duyarlılığı ayağına plastik poşeti 25 kuruşa satan Türkiye dünyanın plastik
çöplüğü haline geldi. Kötü kokular geliyor sanki... Acaba sadece çöpten mi?
Ülkemizde “aşırı plastik kullanılıyor, her yer plastik oldu” diye marketten alışveriş
yapınca poşet parası getirdiler ya...
5 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı açıklama yaptı; 2019 yılında plastik poşetlerin ücretli hale
getirildiği 1 Ocak’tan itibaren plastik poşetlerin kullanım oranları yüzde 77.27 düştü.
Yıl boyunca ilk 11 ayda yaklaşık 150 bin ton plastik kullanılmadı. Güzel gelişme değil
mi? Bravo vallahi! Şimdi resmin arkasını çevirelim. Midesi sağlam olanlarla devam
edelim.
10 ***
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009 yılında 7.169 ton olan plastik çöp ithalatı¹,
2019 yılı ekim ayı itibarıyla yıllık olarak 524.580 tona çıktı.
Son 10 yılda plastik ithalatı yüzde 7217 oranında artarak Türkiye dünyanın plastik
çöplüğüne döndü. Kullanımı 150 bin ton azaltmışız, el alemin kullandığı çöpün 524 bin
15 tonunu Türkiye’ye taşımışız!
***
Soran olursa ortamlarda “çevreyi koruyoruz” dersin. Plastik çöp ithal edersin².
Ücretli poşet, çevre, doğa falan hikaye... Ayrıştırma işlemi için harcanan enerji ve bunun
yol açtığı çevre kirliliği aslında elde edilen kazançtan daha fazlasını götürüyor.
20 Sanki kendi çöpümüzün tamamını geri dönüşümde kullanabiliyormuşuz gibi Türkiye
gemilerle plastik atık ithal ediyor! Atık plastikler hangi işlemlerden geçiriliyor? Geri
kazanımda nerelerde kullanılıyor? Yok! Kamuoyundan gizleniyor.
Çöp alımında dünya devi!
İngiltere ve Almanya’nın yanı sıra Irak, Tunus, Tayland gibi ülkelerden bile plastik çöp
25 ithal ediyoruz. Peki, bunları ne yapıyoruz?
Biri ‘dünyada örneği yok’ mu dedi?
Meğer ülkede gurur duyacağımız pek bir şeyimiz kalmamış ki, bir haftadır İtalya’dan
gelen, yağmurlu havada sürülemeyen, prototip araba ile böbürleniyoruz. Pembe hayallere
sarılıyoruz. Protipler İtalya’da üretiliyor, bunlarla dünya otomobil pazarında ses getirmek
30 İtalyanların aklına gelmiyor! Garip... “Dünyada böylesi yok” diyorlar ya... Buyurun size
adını bile duymadığınız, fabrikası kurulmuş, hali hazırda elektrikli otomobil üretimi
yapan 20 firma;
Rimac, Hırvatistan... Mv Motors Çekya... Electra meccanica, Girfalco Kanada...
Ecomove Danimarka... Venturi, Bolloré Fransa... Emotion, Fisker, Ocean, Orbit, Lucid,
35 Rivian Amerika Birleşik Devletleri... Lightning İngiltere... Polestar İsveç... Byton,
Rayttle Çin... Micro Mobility Systems İsviçre... Sono Motors Almanya... Motores
Limpios Meksika...
Onlarcası var daha... Şahsi merakım, onlar da fabrika arazisinin yeri açıklanırken bütün
televizyonların yayınladığı parti reklamı gibi bir tören yapmışlar mıdır acaba?
40 Uluslararası Science Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri
dönüştürme konusunda en başarısız ilk 20 ülke arasında...
OECD verileri Türkiye’nin çöpünün sadece yüzde 1’ini geri dönüşüme yolladığını,
gerisini ise katı atık sahasına gönderdiğini söylüyor.
***
45 Onlar yabancı kaynaklar... Türkiye İstatistik Kurumu’na göre bütün çöplerin sadece
yüzde 10’u geri dönüşüme gönderiliyor. Bunların çoğunu kağıt ve türevleri³ oluşturuyor.
Peki, Türkiye nasıl dünya devi oldu çöpte? Çin, İngiltere’den plastik çöp alımını
yasakladı. İngiltere bu plastik çöpleri bir yere kakalayacaktı. Her alanda dünya liderliğine
oynayan güzel ülkem bu açığı kapadı!
50 ***
Birinci ülke kim? Malezya... Zira bu işler biraz karışık Malezya’da... Aldığı plastik
atıkları sözde geri dönüşüme yolluyor. Yolladığı falan yok, bildiğin yakıyor! Denilen o ki,
Malezya’nın bu çöpleri alması için birileri “el altından” para alıyor!
***
55 Nitekim artan tepkiler üzerine Malezya hükümeti de yurtdışından plastik çöp alımını
sınırlamaya yönelik bir çalışma yürütüyor. Üç yıl içinde çöp alımının tamamen bitirilmesi
hedefleniyor.
Türkiye’yi dünya devi yapacaklarını ilan etmişlerdi. Ne yalan söyleyeyim “çöp alma”
konusunda olacağı hiç aklıma gelmemişti. [...]
1 ithalat: Başka bir ülkeden mal getirme veya satın alma, dış alım.
2 ithal etmek: Bir ülkeye başka bir ülkeden mal getirmek.
3 türev: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.
1. Murat Muratoğlu tarafından kaleme alınan metni temel noktalarıyla özetleyiniz. (10 Punkte)
Aufgabe HT 3 - Teilaufgabe 2 · Analyse nicht-literarischer Texte (Argumentation und Darstellung)
Klausurteil A
Murat Muratoğlu
Dünyanın çöplüğü Türkiye mi?
Çevre duyarlılığı ayağına plastik poşeti 25 kuruşa satan Türkiye dünyanın plastik
çöplüğü haline geldi. Kötü kokular geliyor sanki... Acaba sadece çöpten mi?
Ülkemizde “aşırı plastik kullanılıyor, her yer plastik oldu” diye marketten alışveriş
yapınca poşet parası getirdiler ya...
5 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı açıklama yaptı; 2019 yılında plastik poşetlerin ücretli hale
getirildiği 1 Ocak’tan itibaren plastik poşetlerin kullanım oranları yüzde 77.27 düştü.
Yıl boyunca ilk 11 ayda yaklaşık 150 bin ton plastik kullanılmadı. Güzel gelişme değil
mi? Bravo vallahi! Şimdi resmin arkasını çevirelim. Midesi sağlam olanlarla devam
edelim.
10 ***
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009 yılında 7.169 ton olan plastik çöp ithalatı¹,
2019 yılı ekim ayı itibarıyla yıllık olarak 524.580 tona çıktı.
Son 10 yılda plastik ithalatı yüzde 7217 oranında artarak Türkiye dünyanın plastik
çöplüğüne döndü. Kullanımı 150 bin ton azaltmışız, el alemin kullandığı çöpün 524 bin
15 tonunu Türkiye’ye taşımışız!
***
Soran olursa ortamlarda “çevreyi koruyoruz” dersin. Plastik çöp ithal edersin².
Ücretli poşet, çevre, doğa falan hikaye... Ayrıştırma işlemi için harcanan enerji ve bunun
yol açtığı çevre kirliliği aslında elde edilen kazançtan daha fazlasını götürüyor.
20 Sanki kendi çöpümüzün tamamını geri dönüşümde kullanabiliyormuşuz gibi Türkiye
gemilerle plastik atık ithal ediyor! Atık plastikler hangi işlemlerden geçiriliyor? Geri
kazanımda nerelerde kullanılıyor? Yok! Kamuoyundan gizleniyor.
Çöp alımında dünya devi!
İngiltere ve Almanya’nın yanı sıra Irak, Tunus, Tayland gibi ülkelerden bile plastik çöp
25 ithal ediyoruz. Peki, bunları ne yapıyoruz?
Biri ‘dünyada örneği yok’ mu dedi?
Meğer ülkede gurur duyacağımız pek bir şeyimiz kalmamış ki, bir haftadır İtalya’dan
gelen, yağmurlu havada sürülemeyen, prototip araba ile böbürleniyoruz. Pembe hayallere
sarılıyoruz. Protipler İtalya’da üretiliyor, bunlarla dünya otomobil pazarında ses getirmek
30 İtalyanların aklına gelmiyor! Garip... “Dünyada böylesi yok” diyorlar ya... Buyurun size
adını bile duymadığınız, fabrikası kurulmuş, hali hazırda elektrikli otomobil üretimi
yapan 20 firma;
Rimac, Hırvatistan... Mv Motors Çekya... Electra meccanica, Girfalco Kanada...
Ecomove Danimarka... Venturi, Bolloré Fransa... Emotion, Fisker, Ocean, Orbit, Lucid,
35 Rivian Amerika Birleşik Devletleri... Lightning İngiltere... Polestar İsveç... Byton,
Rayttle Çin... Micro Mobility Systems İsviçre... Sono Motors Almanya... Motores
Limpios Meksika...
Onlarcası var daha... Şahsi merakım, onlar da fabrika arazisinin yeri açıklanırken bütün
televizyonların yayınladığı parti reklamı gibi bir tören yapmışlar mıdır acaba?
40 Uluslararası Science Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri
dönüştürme konusunda en başarısız ilk 20 ülke arasında...
OECD verileri Türkiye’nin çöpünün sadece yüzde 1’ini geri dönüşüme yolladığını,
gerisini ise katı atık sahasına gönderdiğini söylüyor.
***
45 Onlar yabancı kaynaklar... Türkiye İstatistik Kurumu’na göre bütün çöplerin sadece
yüzde 10’u geri dönüşüme gönderiliyor. Bunların çoğunu kağıt ve türevleri³ oluşturuyor.
Peki, Türkiye nasıl dünya devi oldu çöpte? Çin, İngiltere’den plastik çöp alımını
yasakladı. İngiltere bu plastik çöpleri bir yere kakalayacaktı. Her alanda dünya liderliğine
oynayan güzel ülkem bu açığı kapadı!
50 ***
Birinci ülke kim? Malezya... Zira bu işler biraz karışık Malezya’da... Aldığı plastik
atıkları sözde geri dönüşüme yolluyor. Yolladığı falan yok, bildiğin yakıyor! Denilen o ki,
Malezya’nın bu çöpleri alması için birileri “el altından” para alıyor!
***
55 Nitekim artan tepkiler üzerine Malezya hükümeti de yurtdışından plastik çöp alımını
sınırlamaya yönelik bir çalışma yürütüyor. Üç yıl içinde çöp alımının tamamen bitirilmesi
hedefleniyor.
Türkiye’yi dünya devi yapacaklarını ilan etmişlerdi. Ne yalan söyleyeyim “çöp alma”
konusunda olacağı hiç aklıma gelmemişti. [...]
1 ithalat: Başka bir ülkeden mal getirme veya satın alma, dış alım.
2 ithal etmek: Bir ülkeye başka bir ülkeden mal getirmek.
3 türev: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.
2. Metnin biçimsel ve dilsel özelliklerini dikkate alarak, yazarın başlıktaki soruya karşı tavrını ve görüşlerini okura nasıl aktardığını inceleyiniz. (20 Punkte)
Aufgabe HT 3 - Teilaufgabe 3a · Stellungnahme und Kommentar (Değerlendiriniz)
Klausurteil A
Murat Muratoğlu
Dünyanın çöplüğü Türkiye mi?
Çevre duyarlılığı ayağına plastik poşeti 25 kuruşa satan Türkiye dünyanın plastik
çöplüğü haline geldi. Kötü kokular geliyor sanki... Acaba sadece çöpten mi?
Ülkemizde “aşırı plastik kullanılıyor, her yer plastik oldu” diye marketten alışveriş
yapınca poşet parası getirdiler ya...
5 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı açıklama yaptı; 2019 yılında plastik poşetlerin ücretli hale
getirildiği 1 Ocak’tan itibaren plastik poşetlerin kullanım oranları yüzde 77.27 düştü.
Yıl boyunca ilk 11 ayda yaklaşık 150 bin ton plastik kullanılmadı. Güzel gelişme değil
mi? Bravo vallahi! Şimdi resmin arkasını çevirelim. Midesi sağlam olanlarla devam
edelim.
10 ***
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009 yılında 7.169 ton olan plastik çöp ithalatı¹,
2019 yılı ekim ayı itibarıyla yıllık olarak 524.580 tona çıktı.
Son 10 yılda plastik ithalatı yüzde 7217 oranında artarak Türkiye dünyanın plastik
çöplüğüne döndü. Kullanımı 150 bin ton azaltmışız, el alemin kullandığı çöpün 524 bin
15 tonunu Türkiye’ye taşımışız!
***
Soran olursa ortamlarda “çevreyi koruyoruz” dersin. Plastik çöp ithal edersin².
Ücretli poşet, çevre, doğa falan hikaye... Ayrıştırma işlemi için harcanan enerji ve bunun
yol açtığı çevre kirliliği aslında elde edilen kazançtan daha fazlasını götürüyor.
20 Sanki kendi çöpümüzün tamamını geri dönüşümde kullanabiliyormuşuz gibi Türkiye
gemilerle plastik atık ithal ediyor! Atık plastikler hangi işlemlerden geçiriliyor? Geri
kazanımda nerelerde kullanılıyor? Yok! Kamuoyundan gizleniyor.
Çöp alımında dünya devi!
İngiltere ve Almanya’nın yanı sıra Irak, Tunus, Tayland gibi ülkelerden bile plastik çöp
25 ithal ediyoruz. Peki, bunları ne yapıyoruz?
Biri ‘dünyada örneği yok’ mu dedi?
Meğer ülkede gurur duyacağımız pek bir şeyimiz kalmamış ki, bir haftadır İtalya’dan
gelen, yağmurlu havada sürülemeyen, prototip araba ile böbürleniyoruz. Pembe hayallere
sarılıyoruz. Protipler İtalya’da üretiliyor, bunlarla dünya otomobil pazarında ses getirmek
30 İtalyanların aklına gelmiyor! Garip... “Dünyada böylesi yok” diyorlar ya... Buyurun size
adını bile duymadığınız, fabrikası kurulmuş, hali hazırda elektrikli otomobil üretimi
yapan 20 firma;
Rimac, Hırvatistan... Mv Motors Çekya... Electra meccanica, Girfalco Kanada...
Ecomove Danimarka... Venturi, Bolloré Fransa... Emotion, Fisker, Ocean, Orbit, Lucid,
35 Rivian Amerika Birleşik Devletleri... Lightning İngiltere... Polestar İsveç... Byton,
Rayttle Çin... Micro Mobility Systems İsviçre... Sono Motors Almanya... Motores
Limpios Meksika...
Onlarcası var daha... Şahsi merakım, onlar da fabrika arazisinin yeri açıklanırken bütün
televizyonların yayınladığı parti reklamı gibi bir tören yapmışlar mıdır acaba?
40 Uluslararası Science Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri
dönüştürme konusunda en başarısız ilk 20 ülke arasında...
OECD verileri Türkiye’nin çöpünün sadece yüzde 1’ini geri dönüşüme yolladığını,
gerisini ise katı atık sahasına gönderdiğini söylüyor.
***
45 Onlar yabancı kaynaklar... Türkiye İstatistik Kurumu’na göre bütün çöplerin sadece
yüzde 10’u geri dönüşüme gönderiliyor. Bunların çoğunu kağıt ve türevleri³ oluşturuyor.
Peki, Türkiye nasıl dünya devi oldu çöpte? Çin, İngiltere’den plastik çöp alımını
yasakladı. İngiltere bu plastik çöpleri bir yere kakalayacaktı. Her alanda dünya liderliğine
oynayan güzel ülkem bu açığı kapadı!
50 ***
Birinci ülke kim? Malezya... Zira bu işler biraz karışık Malezya’da... Aldığı plastik
atıkları sözde geri dönüşüme yolluyor. Yolladığı falan yok, bildiğin yakıyor! Denilen o ki,
Malezya’nın bu çöpleri alması için birileri “el altından” para alıyor!
***
55 Nitekim artan tepkiler üzerine Malezya hükümeti de yurtdışından plastik çöp alımını
sınırlamaya yönelik bir çalışma yürütüyor. Üç yıl içinde çöp alımının tamamen bitirilmesi
hedefleniyor.
Türkiye’yi dünya devi yapacaklarını ilan etmişlerdi. Ne yalan söyleyeyim “çöp alma”
konusunda olacağı hiç aklıma gelmemişti. [...]
1 ithalat: Başka bir ülkeden mal getirme veya satın alma, dış alım.
2 ithal etmek: Bir ülkeye başka bir ülkeden mal getirmek.
3 türev: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.
3. Aşağıda verilen sorulardan birini seçip yanıtlayınız.
a)
“Çöp alımında dünya devi!” (Z. 23) alıntısını temel alarak, yazarın tutumunu hem derste edindiğiniz bilgilerden hem de kendi yaşam deneyimlerinizden yararlanarak değerlendiriniz. (12 Punkte)
Aufgabe HT 3 - Teilaufgabe 3b · Adressatenbezogenes Schreiben: Leserbrief, Blog, Brief, Artikel
Klausurteil A
Murat Muratoğlu
Dünyanın çöplüğü Türkiye mi?
Çevre duyarlılığı ayağına plastik poşeti 25 kuruşa satan Türkiye dünyanın plastik
çöplüğü haline geldi. Kötü kokular geliyor sanki... Acaba sadece çöpten mi?
Ülkemizde “aşırı plastik kullanılıyor, her yer plastik oldu” diye marketten alışveriş
yapınca poşet parası getirdiler ya...
5 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı açıklama yaptı; 2019 yılında plastik poşetlerin ücretli hale
getirildiği 1 Ocak’tan itibaren plastik poşetlerin kullanım oranları yüzde 77.27 düştü.
Yıl boyunca ilk 11 ayda yaklaşık 150 bin ton plastik kullanılmadı. Güzel gelişme değil
mi? Bravo vallahi! Şimdi resmin arkasını çevirelim. Midesi sağlam olanlarla devam
edelim.
10 ***
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009 yılında 7.169 ton olan plastik çöp ithalatı¹,
2019 yılı ekim ayı itibarıyla yıllık olarak 524.580 tona çıktı.
Son 10 yılda plastik ithalatı yüzde 7217 oranında artarak Türkiye dünyanın plastik
çöplüğüne döndü. Kullanımı 150 bin ton azaltmışız, el alemin kullandığı çöpün 524 bin
15 tonunu Türkiye’ye taşımışız!
***
Soran olursa ortamlarda “çevreyi koruyoruz” dersin. Plastik çöp ithal edersin².
Ücretli poşet, çevre, doğa falan hikaye... Ayrıştırma işlemi için harcanan enerji ve bunun
yol açtığı çevre kirliliği aslında elde edilen kazançtan daha fazlasını götürüyor.
20 Sanki kendi çöpümüzün tamamını geri dönüşümde kullanabiliyormuşuz gibi Türkiye
gemilerle plastik atık ithal ediyor! Atık plastikler hangi işlemlerden geçiriliyor? Geri
kazanımda nerelerde kullanılıyor? Yok! Kamuoyundan gizleniyor.
Çöp alımında dünya devi!
İngiltere ve Almanya’nın yanı sıra Irak, Tunus, Tayland gibi ülkelerden bile plastik çöp
25 ithal ediyoruz. Peki, bunları ne yapıyoruz?
Biri ‘dünyada örneği yok’ mu dedi?
Meğer ülkede gurur duyacağımız pek bir şeyimiz kalmamış ki, bir haftadır İtalya’dan
gelen, yağmurlu havada sürülemeyen, prototip araba ile böbürleniyoruz. Pembe hayallere
sarılıyoruz. Protipler İtalya’da üretiliyor, bunlarla dünya otomobil pazarında ses getirmek
30 İtalyanların aklına gelmiyor! Garip... “Dünyada böylesi yok” diyorlar ya... Buyurun size
adını bile duymadığınız, fabrikası kurulmuş, hali hazırda elektrikli otomobil üretimi
yapan 20 firma;
Rimac, Hırvatistan... Mv Motors Çekya... Electra meccanica, Girfalco Kanada...
Ecomove Danimarka... Venturi, Bolloré Fransa... Emotion, Fisker, Ocean, Orbit, Lucid,
35 Rivian Amerika Birleşik Devletleri... Lightning İngiltere... Polestar İsveç... Byton,
Rayttle Çin... Micro Mobility Systems İsviçre... Sono Motors Almanya... Motores
Limpios Meksika...
Onlarcası var daha... Şahsi merakım, onlar da fabrika arazisinin yeri açıklanırken bütün
televizyonların yayınladığı parti reklamı gibi bir tören yapmışlar mıdır acaba?
40 Uluslararası Science Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri
dönüştürme konusunda en başarısız ilk 20 ülke arasında...
OECD verileri Türkiye’nin çöpünün sadece yüzde 1’ini geri dönüşüme yolladığını,
gerisini ise katı atık sahasına gönderdiğini söylüyor.
***
45 Onlar yabancı kaynaklar... Türkiye İstatistik Kurumu’na göre bütün çöplerin sadece
yüzde 10’u geri dönüşüme gönderiliyor. Bunların çoğunu kağıt ve türevleri³ oluşturuyor.
Peki, Türkiye nasıl dünya devi oldu çöpte? Çin, İngiltere’den plastik çöp alımını
yasakladı. İngiltere bu plastik çöpleri bir yere kakalayacaktı. Her alanda dünya liderliğine
oynayan güzel ülkem bu açığı kapadı!
50 ***
Birinci ülke kim? Malezya... Zira bu işler biraz karışık Malezya’da... Aldığı plastik
atıkları sözde geri dönüşüme yolluyor. Yolladığı falan yok, bildiğin yakıyor! Denilen o ki,
Malezya’nın bu çöpleri alması için birileri “el altından” para alıyor!
***
55 Nitekim artan tepkiler üzerine Malezya hükümeti de yurtdışından plastik çöp alımını
sınırlamaya yönelik bir çalışma yürütüyor. Üç yıl içinde çöp alımının tamamen bitirilmesi
hedefleniyor.
Türkiye’yi dünya devi yapacaklarını ilan etmişlerdi. Ne yalan söyleyeyim “çöp alma”
konusunda olacağı hiç aklıma gelmemişti. [...]
1 ithalat: Başka bir ülkeden mal getirme veya satın alma, dış alım.
2 ithal etmek: Bir ülkeye başka bir ülkeden mal getirmek.
3 türev: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.
3. Aşağıdaki sorulardan yalnızca birini seçip cevaplayınız.
b)
Toplum çevre kirliliğinin önüne geçmek için neler yapabilir? Blogunuzda bu sorunu ele alan ve çözüm önerileri sunan bir blog yazısı yazınız. (12 Punkte)
Aufgabe HT 3 - Teilaufgabe 4 · Sprachmittlung Deutsch → Türkisch
Klausurteil A
Murat Muratoğlu
Dünyanın çöplüğü Türkiye mi?
Çevre duyarlılığı ayağına plastik poşeti 25 kuruşa satan Türkiye dünyanın plastik
çöplüğü haline geldi. Kötü kokular geliyor sanki... Acaba sadece çöpten mi?
Ülkemizde “aşırı plastik kullanılıyor, her yer plastik oldu” diye marketten alışveriş
yapınca poşet parası getirdiler ya...
5 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı açıklama yaptı; 2019 yılında plastik poşetlerin ücretli hale
getirildiği 1 Ocak’tan itibaren plastik poşetlerin kullanım oranları yüzde 77.27 düştü.
Yıl boyunca ilk 11 ayda yaklaşık 150 bin ton plastik kullanılmadı. Güzel gelişme değil
mi? Bravo vallahi! Şimdi resmin arkasını çevirelim. Midesi sağlam olanlarla devam
edelim.
10 ***
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009 yılında 7.169 ton olan plastik çöp ithalatı¹,
2019 yılı ekim ayı itibarıyla yıllık olarak 524.580 tona çıktı.
Son 10 yılda plastik ithalatı yüzde 7217 oranında artarak Türkiye dünyanın plastik
çöplüğüne döndü. Kullanımı 150 bin ton azaltmışız, el alemin kullandığı çöpün 524 bin
15 tonunu Türkiye’ye taşımışız!
***
Soran olursa ortamlarda “çevreyi koruyoruz” dersin. Plastik çöp ithal edersin².
Ücretli poşet, çevre, doğa falan hikaye... Ayrıştırma işlemi için harcanan enerji ve bunun
yol açtığı çevre kirliliği aslında elde edilen kazançtan daha fazlasını götürüyor.
20 Sanki kendi çöpümüzün tamamını geri dönüşümde kullanabiliyormuşuz gibi Türkiye
gemilerle plastik atık ithal ediyor! Atık plastikler hangi işlemlerden geçiriliyor? Geri
kazanımda nerelerde kullanılıyor? Yok! Kamuoyundan gizleniyor.
Çöp alımında dünya devi!
İngiltere ve Almanya’nın yanı sıra Irak, Tunus, Tayland gibi ülkelerden bile plastik çöp
25 ithal ediyoruz. Peki, bunları ne yapıyoruz?
Biri ‘dünyada örneği yok’ mu dedi?
Meğer ülkede gurur duyacağımız pek bir şeyimiz kalmamış ki, bir haftadır İtalya’dan
gelen, yağmurlu havada sürülemeyen, prototip araba ile böbürleniyoruz. Pembe hayallere
sarılıyoruz. Protipler İtalya’da üretiliyor, bunlarla dünya otomobil pazarında ses getirmek
30 İtalyanların aklına gelmiyor! Garip... “Dünyada böylesi yok” diyorlar ya... Buyurun size
adını bile duymadığınız, fabrikası kurulmuş, hali hazırda elektrikli otomobil üretimi
yapan 20 firma;
Rimac, Hırvatistan... Mv Motors Çekya... Electra meccanica, Girfalco Kanada...
Ecomove Danimarka... Venturi, Bolloré Fransa... Emotion, Fisker, Ocean, Orbit, Lucid,
35 Rivian Amerika Birleşik Devletleri... Lightning İngiltere... Polestar İsveç... Byton,
Rayttle Çin... Micro Mobility Systems İsviçre... Sono Motors Almanya... Motores
Limpios Meksika...
Onlarcası var daha... Şahsi merakım, onlar da fabrika arazisinin yeri açıklanırken bütün
televizyonların yayınladığı parti reklamı gibi bir tören yapmışlar mıdır acaba?
40 Uluslararası Science Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri
dönüştürme konusunda en başarısız ilk 20 ülke arasında...
OECD verileri Türkiye’nin çöpünün sadece yüzde 1’ini geri dönüşüme yolladığını,
gerisini ise katı atık sahasına gönderdiğini söylüyor.
***
45 Onlar yabancı kaynaklar... Türkiye İstatistik Kurumu’na göre bütün çöplerin sadece
yüzde 10’u geri dönüşüme gönderiliyor. Bunların çoğunu kağıt ve türevleri³ oluşturuyor.
Peki, Türkiye nasıl dünya devi oldu çöpte? Çin, İngiltere’den plastik çöp alımını
yasakladı. İngiltere bu plastik çöpleri bir yere kakalayacaktı. Her alanda dünya liderliğine
oynayan güzel ülkem bu açığı kapadı!
50 ***
Birinci ülke kim? Malezya... Zira bu işler biraz karışık Malezya’da... Aldığı plastik
atıkları sözde geri dönüşüme yolluyor. Yolladığı falan yok, bildiğin yakıyor! Denilen o ki,
Malezya’nın bu çöpleri alması için birileri “el altından” para alıyor!
***
55 Nitekim artan tepkiler üzerine Malezya hükümeti de yurtdışından plastik çöp alımını
sınırlamaya yönelik bir çalışma yürütüyor. Üç yıl içinde çöp alımının tamamen bitirilmesi
hedefleniyor.
Türkiye’yi dünya devi yapacaklarını ilan etmişlerdi. Ne yalan söyleyeyim “çöp alma”
konusunda olacağı hiç aklıma gelmemişti. [...]
1 ithalat: Başka bir ülkeden mal getirme veya satın alma, dış alım.
2 ithal etmek: Bir ülkeye başka bir ülkeden mal getirmek.
3 türev: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.
Türkiye'de yaşayan ve çevre aktivisti olan bir arkadaşınız, Almanya'da plastik atığın azaltılması için ortaya konan önerileri öğrenmek istiyor. Bu konuyla ilgili bulduğunuz metnin içeriğini arkadaşınıza bir e-posta ile aktarınız.
Du kannst auch nach Themen lernen
Übe ein Thema mit gemischten Aufgaben aus den Prüfungen aller Jahre.
- Stellungnahme und Kommentar (Değerlendiriniz) · 32 Aufgaben · 95 % Wahrscheinlichkeit
- Sprachmittlung Deutsch → Türkisch · 32 Aufgaben · 95 % Wahrscheinlichkeit
- Adressatenbezogenes Schreiben: Leserbrief, Blog, Brief, Artikel · 29 Aufgaben · 95 % Wahrscheinlichkeit
- Analyse nicht-literarischer Texte (Argumentation und Darstellung) · 18 Aufgaben · 95 % Wahrscheinlichkeit
- Analyse literarischer Texte (Figuren, Erzählweise, Sprache) · 14 Aufgaben · 95 % Wahrscheinlichkeit
- Textverständnis: Inhalte wiedergeben (Özetleyiniz) · 16 Aufgaben · 60 % Wahrscheinlichkeit
Andere Prüfungen 2022
GK · Haupttermin · neu einsetzend (2022) · GK · Haupttermin · neu einsetzend · Weiterbildungskolleg (2022) · LK · Haupttermin · fortgeführt (2022)