Aufgabe HT 2 - Aufgabe 4 · Abitur NRW Türkisch LK · Haupttermin · fortgeführt 2022

Thema: Sprachmittlung Deutsch → Türkisch · Aus der Prüfung LK · Haupttermin · fortgeführt (2022)

Aufgabenstellung

Klausurteil A

Bu bölümde İstanbul’da doğmuş ve orada büyümüş, Yunan kökenli bir Türk profesör, havaalanında uçağının kalkış saatini beklerken Amerikalı bir kadınla karşılaşır ve onunla konuşmaya başlar.

Buket Uzuner

İki Vatan Arasında Paramparça Bir Kalp!

[...]

Bu denli pervasız, genç-işi ve hızlı tanışmalara alışık olmadığı beden dilindeki

rahatsızlıktan anlaşılan ama kadından hoşlandığı için bunu gizlemeye çalışan Profesör

Seferis, kendi kültürel terbiyesinin bir refleksiyle aniden ayağa kalkıp, keten ceketinin

5 düğmelerini ilikledi ve elini uzattı:

“Bendeniz Profesör Seferis, Yannis Seferis, hanımefendi!” dedi.

Onun bu eski moda zarafetinden hoşlandığını gizlemeyen İstanbullu Susan kıkırdayarak

elini uzattı, Profesör Seferis bu eli bir balerininkiymiş gibi tuttu ve zarifçe öptü. Her kadın

elinin zarafet, ustalık ve ona kadın olduğu hissettirilerek tutulduğunda nasıl canlanıp,

10 dişileşeceğini pek çok kez denemiş erkeklere özgü özgüvenle gülümsedi. […]

“Gerçek bir İstanbul efendisi oldun sen şimdi be!” dedi İstanbullu Susan, elini kibarca

öpen Profesör Seferis’e dişi bir kahkaha patlatarak. “Ben de eskiden San Francisco’luydum,

ama bak 10 yıldır artık İstanbullu oldum valla!”

“Ancak bir İstanbullu olduysanız Madam, İstanbulluluk ruhunu anlayabilirsiniz. Bir kere

15 anladınız mı da asla başka bir yerli olamazsınız!”

“Yok madam, falan filan yok be! Bana istersen Susan ya da Susan diyebilirsin, artık ben

İstanbullu Susan’ım, anlıyorsun?”

İstanbullu Susan’ın TÖMER kurslarında öğrendiği Türkçesine çocuksu bir tad katan

Amerikan aksanı kadar ‘valla’, ‘ya’, ‘be’, ‘ulan’, ‘hayda’lı sokak dilini konuşması Profesör

20 Yannis Seferis’i altüst etmiş, kendi gözünde kadına egzotik bir dişilik katarak, tahrik edici

bir özellik kazanmıştı. O elbette bunlardan habersiz, kendi kendine konuşur gibi devam etti:

“Bak şehirler de ruha sahiptir, bu spirit, ruh işte, onu anlamazsan şehri de anlamazsın, di

mi? Ama bu İstanbul farklıdır yani: İstanbul ruhunu anladın mı, artık terk edemiyorsun

valla! Ya, aslında sen de bunu dedin di mi?”

25 “Doğru söylüyorsunuz hanımefendi. Bu İstanbul, ‘ne seninle-ne sensiz’ ıstırabıdır 1

aslında… Ah aah, terk etseniz de başka yerlerde mutlu olamıyorsunuz… Dünyada pek az

böyle sihirli şehir olduğunu söylerler; Paris, Londra, Roma… […]”

“[…] İstanbul, yani bütün Avrupa tarihi çok eskidir ve bu şehri güzel yapan, mesela

üzerinde hepsi iz bırakan başka başka medeniyetler olmuştur valla! Yani sen mesela, sen

30 Rum musun Yannis?”

[…]

“Bendeniz öncelikle İstanbulluyum hanımefendi. Rum kimliğim ikinci derecededir.

Atina’da bizlere Turkomeritis, yani Türk ülkesinden derler, Tatavlalı derler, şimdi adı

Kurtuluş olan semttir aslında… Buradaysa Rum derler, gayrimüslim 2 derler, azınlık derler,

35 derler oğlu derler… Sözün kısası, iki anadilim vardır, ikisinde de azınlık sayılmaktayım.

Ancak bana soracak olursanız, bendeniz hakiki İstanbulluyum hanımefendi. Zaten,

‘İstanbul’da doğan, artık hep İstanbullu kalır’ derler!”

Kısa bir boşluk bırakıp büyük bir sır açıklar gibi fısıldadı:

“Bir de lütfen… Yunanca’da 3 bana hitap ederken Yanni demeniz gerekir, sonundaki s

40 harfi düşer!” dedi sıkılarak.

“Ah ha! Anladım Yanni. Bak bu İstanbulluluk konusunu çok iyi açıkladın ha valla! Ben

de Amerika’da bunu anlatmak istiyorum ama çok zordur anlatmak orada. Türkiye deyince

hep o kadınlarını hapseden, zorla örten, söz dinlemezse taşlayarak öldüren, kara sakallı

erkekler memleketi anlıyorlar be! Tamam, öyle bir Türkiye de var, var yani… […] Ama

45 Türkiye fotoğrafı ne tamamen odur, ne de bu!” diye eliyle bekleme salonunda oturanları

gösterdi.

Susan’ın Türkiye’yi, dolayısıyla İstanbul’u savunmasıyla gururlanan Profesör Seferis,

utangaç bir gülümsemeyle kravatını, ceketinin yakasını düzeltti, buruşan pantolonunu eliyle

ütülemeye çalıştı. Her şeyin mükemmel, temiz ve düzenli olduğunu kontrol ettikten sonra

50 rahatladı. Onun bu düzenlilik hastalığının ve tiklerinin farkında bile olmayan İstanbullu

Susan çantasından bir çiklet çıkartıp ağzına attı:

“Bizans, Doğu Roma, Osmanlı-Selçuklu medeniyetleri falan filan hepsi üst üste, yan

yana geldi ve bu şehri çok magnificent, yani muhteşem diyorsun, öyle yaptı işte. Ruhu

melezdir bu İstanbul’un yani valla!”

55 “Ruhu melezdir İstanbul’un tabii… Ama Eleni Halam işte bunu anlamazlıktan geliyor!”

diye aniden ağzından kaçırdı Profesör Seferis.

“Hımm?”

“Halam… Eleni Halam,” diye açıklamak durumunda kaldı Profesör Seferis, biraz da

kendine kızarak.

60 “O Atina’ya göçtü yıllar önce… Fakat orada bütün akrabaları, dostları arasında yalnız

yaşıyor. İstanbulsuz olmak onu çok yalnız bırakıyor… Çocukluğu, genç kızlığı burada

geçmiştir, buranın şarkıları, efsaneleriyle büyümüştür…”

“Hımmm… Böyledir ama İstanbul, özletir kendini bir âşık gibi aynen yani…”

“Bravo Susan Hanım! Aynen öyledir. Bakınız Eleni Halam artık iyice yaşlanmıştır ve

65 haftada iki kere aramaktadır beni: ‘Yanni’ diyor, ‘Yanni ah bırak artık şu emosyonelliği,

İstanbul artık bize vatan değildir. […] Kalk gel, bak soyun sopun, ailen hepten Atina’dadır.

Burası senin yurdun, evindir. Ayde stin Atina! 4 Bırak artık İstanbul’u bırak da haydi

Atina’ya gel!’”

[…]

70 “Benim annem o kadar yaşlı değil henüz, ama bizim oradan bakınca hâlâ barbarların

tehlikeli ve çok maço görünen memleketinde neden yaşadığımı anlamaz, kızar bana çok

yani…” diye iç çekti İstanbullu Susan:

“Oysa bak benim İstanbul imajım çok farklıdır. İstanbul’a turist olarak ilk gelişimdi, ben

önce renkler gördüm, bir uçurtmanın kuyruğunda dans eden kırmızılar, maviler, beyazlar,

75 altın renkleri, siyah ve kızıllar, gümüş ve yeşiller… […] Mozayikler, çiniler, baharat

kokuları, kilise haçları, sonra camii hilalleri ve bir de sinagog yıldızları… İstanbul deyince

aklıma karmakarışık renkler, kokular gelir… […] Ben çok seviyorum bu İstanbul’u,

anlıyorsun? Bu şehrin kaosunu, uzlaşmazlığını, düzenliliğe karşı muhalefetini, soylu

geçmişini takmayışındaki dikbaşlılığı, kimseye kulak vermeyişindeki anarşik, hatta nihilist

80 duruşunu ve herkese rağmen, nasıl demeli, her baskıya veya ilgisizliğe rağmen güvenini…

self-confidence … yani kendine güvenini seviyorum. Günlük hayatta martılar ve denizle yan

yana gürültüsünü, sonra cami içlerindeki sessizliğini, Sufizm derinliğindeki o… nasıl

söylemeli… mistik renklerini, sonra bu sizin milletin çocuksuluğunu falan seviyorum ya!

Aşk gibi işte! Falan filan yani, anlıyorsun sen valla! Vatan nedir yani? Ben İstanbulluyum

85 be!”

“Vatan nedir?” diye mırıldandı Profesör Seferis.

“Vatan nedir? Vatan neresidir?”

O sırada, yüzlerce insanı İstanbul’dan farklı dünya şehirlerine doğru uçuracak farklı

havayollarına ait uçakların kalkış saatleri anonsları duyuldu. Farklı şehirlere, farklı

90 vatanlara veya vatandan uzağa doğru yola çıkacak yolcular farklı kapılara doğru acele acele

yürüdüler.

“‘Ah Eleni Halacığım, ah hangi vatan?’ demek isterim de ona kıyamam. Eğer Atina’ya

sığarsa çocukluğum, ilkgençliğim 5, ilk anılarım, mahalle arkadaşlarımla uçurttuğum

uçurtmalar, oynadığım toplar, kazandığım cicilona cam bilyeler, kaçırdığımız uçan

95 balonlar, Tatavla Panayırı’nda Apokria 6 büyük perhizinden önce günlerce süren karnaval

eğlencelerini paylaştığımız komşularımız, o zamanlar yediğimiz Şam tatlıları, macunlar,

cevizli muskalar, içtiğimiz salepler, kalbimdeki İstanbul’u nereye koyacağım? Eğer

İstanbul vatan değilse Atina nasıl olacak? Peki, İstanbul vatansa çocukluk arkadaşım Tasos

Atina’ya, Nikos Selanik’e, Silva Amerika’ya, Varojan Paris’e göçmüşken, Akarca

100 Yokuşu’nun parke taşları sökülüp asfalt yapılmışken, Yeni Atlas sineması kapanmışken

bana ne kalmıştır geriye? Vatan neresidir, anıların mı, akraba ve arkadaşların yaşadığı yer

mi? Neresidir vatan hanımefendi?”

[...]

1 ıstırap: Acı, üzüntü, keder.

2 gayrimüslim: Müslüman olmayan kimse.

3 Yunanca’da: Es handelt sich um die Schreibweise im Originaltext. Orthografisch korrekt ist Yunancada.

4 Haydi (Yunanca).

5 ilkgençliğim: Es handelt sich um die Schreibweise im Originaltext. Orthografisch korrekt ist ilk gençliğim.

6 İstanbul’un eski yerleşimlerinden Tatavla (Şişli’deki Kurtuluş semti) ile özdeşleşmiş köklü bir gelenek olan ‘Tatavla Karnavalı’ kışın bahara dönüşünü müjdeleyen, bolluk ve bereketin simgesidir. İstanbullu Rumlar, Şubat sonu veya Mart başında ‘Apokria’ ismiyle de bilinen karnavala kırk gün önceden hazırlanmaya başlar; kostümler ve birbirinden renkli maskeler sandıklardan çıkarılır. Böylece perhizden önce kırk gün süren Tatavla Panayırı’nda (çeşitli sergilerin de bulunduğu büyük pazar) insanlar alışveriş-eğlence-kültür geleneğini yaşar.

Klausurteil B: Sprachmittlung isoliert

4. Ankara Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler öğrenimi gören bir arkadaşınız, bitirme tezini Türkiye’deki azınlık dillerinin kullanımı üzerine hazırlamaktadır. Size, Türkiye’de pek çok dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlatır ve kıyaslama yapabilmek için Almanya’dan da somut bir örnek vermenizi ister. Bu konuyla ilgili bulduğunuz metni ana hatlarıyla özetleyen bir e-posta yazarak arkadaşınıza yanıt veriniz. [18 Punkte]

Klausurteil B Metni

Tessa Clara Walther: Saterfriesisch: Eine Gemeinde kämpft ums Überleben ihrer Sprache

[...]

„Gouden Mäiden“, begrüßt Schuldirektor Torben Hinrichs seine Grundschüler in seinem Klassenzimmer. „Gouden Mäiden!“, rufen sie selbstbewusst zurück. „Könnt ihr euch noch an die Zahlen vom letzten Mal erinnern?“, fragt er in die Runde. „Eens, two, träi, fjauer, fieuw“, antworten die Kinder schon etwas weniger mutig, während er die Nummern auf Pappschildern hoch hält. Die Schüler der Grundschule Scharrel lernen Saterfriesisch, jahrhundertelang die Muttersprache der Menschen aus dieser kleinen Region in Niedersachsen, 80 Kilometer westlich des kleinsten Bundeslandes, der Hansestadt Bremen. Schon im Mittelalter entwickelte sich diese kleine Sprachinsel, denn das Saterland war durch das moorige Umland von den Nachbargemeinden getrennt. Heute sprechen nur noch circa 2000 Bewohner Saterfriesisch, die Sprache droht zu verschwinden.

[...]

„Saterfriesisch, das ist nicht nur unsere Sprache und Kultur, das ist unsere Heimat“, sagt Johanna Evers. Obwohl die ehemalige Realschullehrerin schon lange pensioniert ist, ist sie heute in die Grundschule Scharrel gekommen. Sie will den Kindern als echte Muttersprachlerin aus einem saterfriesischen Buch vorlesen. [...]

„Jeden Tag stirbt eine Sprache da draußen in der Welt. Und wir wollen da nicht dazugehören“, sagt Karl-Peter Schramm, genannt „Kalle“, und öffnet die Tür des saterfriesischen Gemeindezentrums. Er ist Teil des Heimatvereins ‚Seelter Buund‘ und plant heute Abend mit anderen Mitgliedern das nächste Dorffest. Natürlich auf Saterfriesisch. „Wenn unsere Sprache aussterben würde, dann wäre das auch das Ende unseres Zusammenhalts.“ Für die Menschen um den Tisch gehört Saterfriesisch zu ihrer Identität. Doch viele kennen den Druck von außen, sich anzupassen – und die Gefahr, nicht ernst genommen zu werden.

[...]

„Ich habe mit meinen Kindern hochdeutsch gesprochen, obwohl meine Muttersprache Saterfriesisch ist. Ich wollte eben, dass meine Kinder die besten Chancen haben“, erklärt Wilhelm Janßen, genannt „Willi“, Mitglied des Seelter Buunds. Oft seien es die Lehrer gewesen, die den Eltern eingeredet hätten, direkt Hochdeutsch mit ihren Kindern zu sprechen. „Aber da war auch viel Hochmut dabei“, fügt er hinzu. Die Entscheidung habe er mittlerweile schwer bereut. Heute spricht er mit seinem Enkel nur Saterfriesisch.

Dass Wertschätzung und Förderung von Minderheitensprachen nicht nur von den Gemeinden selbst, sondern auch von außen kommen muss, das hat Deutschland erkannt. Seit 1999 hat sich das Land auf Initiative des Europarates dazu verpflichtet, seine fünf Minderheitensprachen zu schützen und zu fördern, darunter Saterfriesisch. [...]

Das Problem der fehlenden Wertschätzung kennt Frank Seifart aus seiner Forschung gut. Besonders während der Kolonisation von zum Beispiel Nordamerika oder Australien seien die indigenen Kulturen und ihre Sprachen als minderwertig angesehen worden. Das Ergebnis war brutale Unterdrückung bis hin zur Zwangsadoption der Kinder. Noch bis heute seien die Folgen dieser Verdrängung zu spüren, sagt Seifart. Laut dem Glottolog-Sprachenkatalog sind von 342 ehemals in Australien gesprochenen Sprachen 123 bereits ausgestorben und derzeit nur noch zwei nicht vom Aussterben gefährdet. In Nordamerika sind von ehemals 680 Sprachen 164 bereits ausgestorben und 446 vom Aussterben bedroht.

[...]

Um diesem Schicksal zu entgehen, haben die Saterfriesen eine große Hoffnung: die Kinder der Grundschule Scharrel. „Wenn die Kinder in allen Grundschulen hier Saterfriesisch lernen würden, da können wir sicher sein, dass die Sprache auch in 50, 60 Jahren noch gesprochen wird“, sagt Kalle Schramm. Früh mit der Mehrsprachigkeit anzufangen, da stimmt auch die Gesellschaft für bedrohte Sprachen klar zu, sagt Frank Seifart: „Jeder soll mit Hilfe der großen internationalen Sprachen Zugang zu Informationen und Bildung haben, aber durch das frühe Lernen einer Minderheitensprache wird die Vielfalt und ihre Kultur bewahrt“.

1 Türkçesi: Saterfrizce; o bölgede konuşulan azınlık dili.

Aufgabenstellung: Aufgabe HT 2 - Aufgabe 4 · Abitur NRW Türkisch LK · Haupttermin · fortgeführt 2022

Lösung

Nach den offiziellen Korrekturhinweisen

4. Ankara Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler öğrenimi gören bir arkadaşınız, bitirme tezini Türkiye’deki azınlık dillerinin kullanımı üzerine hazırlamaktadır. Size, Türkiye’de pek çok dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlatır ve kıyaslama yapabilmek için Almanya’dan da somut bir örnek vermenizi ister. Bu konuyla ilgili bulduğunuz metni ana hatlarıyla özetleyen bir e-posta yazarak arkadaşınıza yanıt veriniz.

Lösung: Örnek e-posta içeriği: Sevgili Arkadaşım, Tez çalışman için Almanya'dan somut bir örnek istemiştin. Bu konuda tam da aradığın nitelikte, Almanya'da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir azınlık dili ve bu dili yaşatma çabaları üzerine yazılmış bir metne rastladım. Söz konusu dil, Aşağı Saksonya eyaletinde (Niedersachsen) konuşulan Saterfrizce (Saterfriesisch). Orta Çağ'da bataklıklarla çevrili izole bir bölge olan Saterland'da gelişen bu dil, günümüzde yalnızca yaklaşık 2000 kişi tarafından ana dili olarak konuşuluyor ve ciddi bir yok olma tehlikesi altında bulunuyor. Saterfrizce, Almanya'nın 1999 yılından bu yana Avrupa Konseyi girişimiyle koruma altına alıp desteklemeyi taahhüt ettiği beş azınlık dilinden biridir. Metne göre bölge halkı için Saterfrizce sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kimliklerinin ve aidiyetlerinin vazgeçilmez bir parçası. Ancak geçmişte aileler, çocuklarının toplumda daha iyi fırsatlara sahip olabilmesi amacıyla ve öğretmenlerin baskısıyla standart Almanca (Hochdeutsch) konuşmaya yönelmiş ve kendi ana dillerini geri plana itmişler. Bugün ise bu karardan pişmanlık duyuluyor. Dili yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak adına yerel düzeyde önemli adımlar atılıyor. Scharrel İlkokulu'nda çocuklara Saterfrizce öğretiliyor; yaşlılar sınıflara gelerek çocuklara kendi dillerinde kitaplar okuyor. Ayrıca yerel dernekler (Seelter Buund) ve belediye merkezi aracılığıyla köy şenlikleri düzenlenerek dilin toplumsal hayatta canlı tutulması amaçlanıyor. Uzmanlar da çocuk yaşta azınlık dillerinin öğrenilmesinin hem çok dilliliği teşvik ettiğini hem de kültürel çeşitliliği koruduğunu vurguluyor. Umarım bu bilgiler tezin için yararlı bir karşılaştırma örneği sunar. Çalışmalarında başarılar dilerim! Sevgilerimle,

Die ausführliche Erklärung Schritt für Schritt (mit KI) gibt es mit Premium. Premium

Löse sie direkt hier: automatische Korrektur, Hinweise und Lösung Schritt für Schritt.

‹ Aufgabe HT 1 - Aufgabe 4 · LK · Haupttermin · fortgeführt 2022 · Aufgabe HT 3 - Aufgabe 4 · LK · Haupttermin · fortgeführt 2022 ›

Mehr Aufgaben zu Sprachmittlung Deutsch → Türkisch