Aufgabe HT 2 - 3 b) · Abitur NRW Türkisch LK · Haupttermin · fortgeführt 2021

Thema: Kreatives Schreiben: Perspektivwechsel (Tagebuch, Brief, Monolog, Dialog) · Aus der Prüfung LK · Haupttermin · fortgeführt (2021)

Aufgabenstellung

Klausurteil A

Sude'nin büyükanne ve büyükbabası, 1933'te Nazilerin baskısı yüzünden Almanya'dan ayrılıp Türkiye'ye sığınmış bir çifttir. Sude de annesi gibi İstanbul'da doğup büyümüş ve kendini Türk olarak görmektedir; babası da zaten Türk kökenlidir. Sevgilisi Enver'le birlikte geleceği için plan yaptıklarından, ailesiyle konuşmaya karar verir.

Ayşe Kulin

Hayata Açılan Kapılar

[...]

Enver, Sude’yi Şişli’deki evin kapısına kadar götürüp bırakırken, “Konuş seninkilerle,”

dedi, bir kere daha.

“Çok acele etmiyor muyuz? Daha bugün mezun oldum Enver. Babam hiç

5 hoşlanmayacak… bak, yaz sonunu beklesek…”

“Sen Side’ye gitmeden önce açığa kavuşturalım, içim rahat etsin benim. Yarın sabah

konuş annenle. Anneler böyle şeye itiraz etmez, o babanı da ikna eder.”

“Konuşacağım,” dedi Sude.

Evvet, olmuştu bu iş!

10 Ertesi sabah beyaz güller geldi, Enver’den. Kartvizitinin üzerinde, “ Hayata açılan

kapıdan beraber geçelim, ” diye yazıyordu. Sude, göğsüne bastırdığı güllerle babaannesine

yakalanınca, bir gece önce konuştuklarını sadece annesine değil, tüm aileye anlatmak

zorunda kaldı. [...] Sonra, şöyle bir karar aldılar, Suzan, kızıyla ve Enver’le bir yerde

buluşup, çay içecek, Enver ve ailesi hakkında fikir edinecek, oğlanı alıcı gözle inceleyecek

15 ve eve döndüklerinde, hiç çekinmeden fikrini beyan edecekti. Sude, annesinin kararını

onaylamak zorunda değildi ama annesinde olumsuz bir intiba oluşmuşsa, nişanlanmayı

aceleye getirmeyecekti.

Zaman her şeyi hallederdi.

Enver, çay yerine akşam yemeğinde buluşmayı teklif edince, itiraz etmedi Suzan.

20 Buluşma, temmuz başında Side tatilinden önceye ayarlandı.

[...]

“Ben annemi de getirmek istedim ama Sude itiraz etti,” dedi Enver.

“İlerde annenle de tanışırız inşallah,” dedi Suzan.

Yemekler ısmarlandı, bir şişe şarap açıldı. Enver heyecanlıydı, sevdiği kızın annesini

25 etkilemek için gayret ediyordu. Onlara okuyacağı dersleri, hangi dersin kaç kredi edeceğini,

tahsilini bitirip yurda döndüğünde, babasının işini nasıl geliştireceğini anlatıyordu,

nerdeyse nefes almadan. Ne de olsa karşısında herhangi bir anne değil, bir hoca, bir

profesör vardı.

Suzan ise tam tersine, hesap sorar gibi davranmak istemiyor, damat adayını rahatlatmak

30 için havadan sudan konuşmayı tercih ediyordu. Bir ara,

“Adının anlamını biliyor musun Enver?” diye sordu, gülümseyerek.

“Büyükbabamın adıymış. Babamın babasının yani.”

“Anlamını biliyor musun?” diye ısrar etti Suzan.

“Yok, bilmiyorum…”

35 “Aydınlanmış, eğitilmiş kişi demek. Münevver’den türeme…”

“Edebiyat hocasının karşısına hazırlanıp çıkmalıydım.” Gülüştüler.

“Benim bilmemin nedeni, edebiyatçı olmam değil. Çok yakın bir dostumuz vardır, belki

duymuşsundur sen de, Ernst Hirsch, Hukuk Profesörü… İşte o, Türkiye’de doğan oğluna

Enver Tandoğan adını taktı da… anlamını o zaman söylemişti.”

40 “Ama bu bir Türk ismi.”

“Onlar da Türk oldular zaten. Tıpkı benim ailem gibi.”

“Siz Türk değil misiniz?” diye sordu Enver.

“Biz Türk’üz ama benim anneannemle büyükbabam Almandır. Yani… Alman asıllı

Türk vatandaşlarıdır,” diye atıldı Sude, “Türkçeyi dedem bizden bile iyi konuşur.

45 Anneannemde biraz aksan var.”

“Nasıl yani?” dedi Enver, “Alman mısınız şimdi siz?”

“Benim baba tarafım halis Türk. Annem ise, kalbi Türkiye ve babam için çarpan bir

Türk.” Güldü kıkır kıkır: “Ama Alman’dan devşirilmiş bir Türk.”

“Güzel de… nasıl oldu bu?”

50 Suzan, “Babam 1933 yılında İstanbul Üniversitesinin ilk hocalarından biri olarak davet

edildi, Atatürk tarafından. Sonra biz hep burada kaldık… öyle oldu işte,” dedi.

“Yani Sude yarı Alman öyle mi?”

“Hangi tarafından baktığına bağlı, Enver,” dedi Suzan, “babasının tarafından bakarsan

tamamen Türk, anasının tarafından bakarsan % 80 Türk. Ben annemle babama ayıp olmasın

55 diye yüzde onar katılım hakkı tanıdım onlara da.” Güldüler yine.

“Babam buna memnun olacak, Almanları çok sever,” dedi Enver, “disiplinlerine,

çalışkanlıklarına hayrandır… hatta Hitler’e de hayrandır.”

Suzan, kızıyla göz göze geldi. Sude’nin rengi kaçmıştı. Sessizlik uzayınca, Enver bir gaf

yaptığının farkına vardı; faşist eğilimli olmadıkları takdirde insanların Hitler’i sevmelerine

60 imkân olmadığını biliyordu elbette. Nerden kaçırmıştı ağzından babasının Hitler merakını!

Ne gereği vardı!

“Benim adımı taşıyan Enver’in annesi de mi Alman?” diye sordu, konuyu değiştirmek

için.

“O Enver’in annesi de babası da Alman. Onlarda hiç Türk kanı yok ama ailece Türk

65 vatandaşı olmayı seçtiler,” dedi Suzan, sesinin titrememesi için gayret ederek.

“Neden?”

“Çünkü 1933 yılında buraya gelen Alman profesörlerin hepsi, Hitler’in zulmünden

kaçıyorlardı. Ben, üç yüz kişilik bir gruptan söz ediyorum… kimi bizim gibi Türk uyruğuna

geçti, kimi savaşın sonunda Hitler yenilince geri döndü. Bazıları da burada vefat ettiler,

70 Ankara’da ve İstanbul’daki mezarlıklarda yatıyorlar.”

Enver’in yüzü de gölgelenmiş gibiydi.

“Siz Hıristiyan’sınız ama, değil mi?” diye sordu.

“Hıristiyan değiliz,” dedi Suzan.

Sessizlik uzadı. Enver, hiçbir şey sormayınca, Suzan açıklama yapma ihtiyacını duydu,

75 “Ben Yahudi’yim, şahsen. Ama Türkiye’de büyüdüğüm için, camiye de giderim, türbelerde

mum da yakarım. Her dinin gönlümde yeri var.”

“Ama biz Türk’üz diyorsunuz,” dedi Enver terslenerek, “Madem Türk’sünüz, demek ki

Müslümansınız.”

“Yavrum, sen uyrukla dini karıştırıyorsun. Ben Müslüman olmayan pek çok Türk

80 tanıyorum. İkisi ayrı şeyler,” dedi Suzan. Masanın altından onu ayağı ile dürten kızına

döndü, “Simon’la Selin, sonra Madam, sonra…”

“Tamam anne,” dedi Sude alçak sesle, “ You made your point! ” 1

Masadaki hava ağırlaşmıştı, tabaklarındaki yemekler soğumuştu. Yeni bir konu açıp

konuşmaya çalıştılar ama yürekleri de soğumuştu. Sude tatlı istemedi, Suzan sadece bir

85 kahve söyledi. Kahveyi beklerken, “İyi oldu bu gece birlikte çıkmamız,” dedi Suzan,

“birbirimizi tanıdık… daha doğrusu sen bizi tanıdın ama ben senin ailenin hangi yöreden

geldiğini henüz bilmiyorum.”

“Ailem Orta Anadolu’dan. Ben İstanbul’da büyüdüm, efendim.”

Suzan kahvesini içti, Enver hesabı istedi. Sude gerekmedikçe konuşmuyordu.

90 Hesap ödenince kalktılar, arabada, ah şu İstanbul’un havası gibisinden, zorlama olduğu

çok belli bir sohbet denediler.

Şişli’de apartmanlarının önünde, Suzan’la Sude, Enver’e teşekkür edip indiler arabadan.

Enver, onlara kapılarına kadar eşlik etmedi ama ana kızı, evlerinin kapısından içeri girene

kadar arabasının içinde bekledi.

95 Asansörle katlarına çıkarlarken, Suzan,

“Bir sürü gereksiz laf işitmek istemiyorsan, babaannene bu geceyi anlatmayalım,” dedi.

Sude sadece başını salladı, evet anlamında.

[...] Ertesi gün, bir küçük buket daha geldi Enver’den. Çiçeklerin üzerinde bu kez

kartvizit yerine bir zarf vardı. Sude, zarfı açtı, açık mavi kâğıda yazılmış mektubu okudu.

100 “ Sudeciğim,

Haklıymışsın, nişanlanmak için fazla aceleci davrandım. Dün akşam öğrendiklerimden

sonra, benimkileri, özellikle de babamı hazırlamam gerekiyor. Biraz zamana ihtiyacım var.

Sana iyi yolculuklar ve Side’de güzel bir tatil diliyorum. Dönüşünde görüşmek üzere

sevgiler.

105 Enver. ”

Sude, mektubu zarfına, zarfı okuduğu kitabın arasına koydu. Sonra günlüğünü çıkardı ve

şöyle yazdı, o günün tarihini atarak:

“ Hayata açılan kapıdan, yalnız başıma geçiyorum! Bu ülkede yaşayacaksam, sanırım

yalnız kalmaya mahkûmum çünkü bende Yahudi kanı var. ”

1 İng. Fikrini söyledin.

3. b) Sude, görüşmenin ardından yemek sırasında konuşulanları yakın bir arkadaşına aktarır. Bu arkadaş, ona yazacağı bir mektupla yanında olmak ister. Kendinizi bu arkadaşın yerine koyun ve Sude’nin yaşadıklarını dikkate alarak ona önerilerde bulunduğunuz bir mektup yazınız.

(12 Punkte)

Aufgabenstellung: Aufgabe HT 2 - 3 b) · Abitur NRW Türkisch LK · Haupttermin · fortgeführt 2021

Lösung

Nach den offiziellen Korrekturhinweisen

3. b) Sude, görüşmenin ardından yemek sırasında konuşulanları yakın bir arkadaşına aktarır. Bu arkadaş, ona yazacağı bir mektupla yanında olmak ister. Kendinizi bu arkadaşın yerine koyun ve Sude’nin yaşadıklarını dikkate alarak ona önerilerde bulunduğunuz bir mektup yazınız.

Lösung: Öğrencinin mektup türünün özelliklerine uygun, samimi ve destekleyici bir metin oluşturması beklenir: 1. Rol ve Mektup Formatı (Empati ve Bağlam): - Mektup yazma gerekçesini açıkça belirtmesi (Sude'nin üzüntüsünü paylaşma, ona destek olma). - Akşam yemeğinde yaşanan gerginliğe, Enver'in düşüncesiz sözlerine ve Sude'nin günlüğünde dile getirdiği yalnızlık hissine atıfta bulunması. - Kendi arka plan bilgisini ve bakış açısını yansıtarak yaşanan olaylar karşısında net bir duruş sergilemesi. 2. Tavsiyeler ve Çözüm Önerileri: - Farklı kimlik algılarına karşı Sude'ye açık, özgüvenli ve dik durmasını öğütlemesi. - Bireylerin kendilerini tanımlama biçimlerinin kişisel ve zengin olabileceğini hatırlatması. - Aidiyetin sadece geleneksel ve tek tip kalıplarla sınırlandırılamayacağını, bu tür katı anlayışların çağ dışı olduğunu ifade etmesi. - Melez/çok katmanlı kimliklerin bir zenginlik olduğunu vurgulayarak Sude'nin kendi kökleriyle gurur duymasını teşvik etmesi.

Die ausführliche Erklärung Schritt für Schritt (mit KI) gibt es mit Premium. Premium

Löse sie direkt hier: automatische Korrektur, Hinweise und Lösung Schritt für Schritt.

‹ Aufgabe HT 2 - Klausurteil A - 3 b) · GK · Haupttermin · fortgeführt 2021

Mehr Aufgaben zu Kreatives Schreiben: Perspektivwechsel (Tagebuch, Brief, Monolog, Dialog)